İyi haber...
“Uzunca süredir durgun olan dünya ekonomileri canlanmakta...”
Ya bunun Türkiye ekonomisine olumlu yansımaları?
Sorunun cevabı iyi düşünülmeli.

....................
Daha iyi anlaşılması için bir anımı yansıtayım:
1970’li yıllar...
Süleyman Demirel sonraları kendisinin de “bitli yorgan” adını vereceği “Milliyetçi Cephe koalisyon hükümetini” kurmuş.
Erbakan’ın MSP’si... (Milli Selamet Partisi)
Alparslan Türkeş’in MHP’si...
Turhan Feyzioğlu’nun GP’si... (Güven Partisi)
Ve koalisyonun büyük ortağı AP (Adalet Partisi)
Kıl payı Meclis çoğunluğuna dayalı eğreti Meclis aritmetiğinin yanı sıra, küçük ortak MSP’nin lideri Necmettin Erbakan’ın bitmez tükenmez kapris şovlarıyla zorlama bir hükümet formülüydü.
İçeride güven vermediği gibi, dışarıdan da iyi gözle bakılmıyordu.
Ünlü “70 sente muhtacız” söylemiyle simgelenen yıllar.
Demirel sürekli dış borç bulmak peşindeydi.
Fakat...
Hep olumsuz cevap geliyordu.
......................
O günlerde bir bayram sabahı Demirel’in İstanbul Tuzla’daki yazlık evindeydim.
Son ekonomik durumu konuşacak ve Genel Yayın Yönetmeni olduğum gazeteye yazacaktım.
Daha 3-5 kelime konuşmuştuk ki “İhsan Sabri Çağlayangil’in telefonda” olduğu haberi geldi.
Demirel, Çağlayangil’le konuşurken yüzü renkten renge giriyor, kızarıyor morarıyordu.
Öfkeliydi...
Biraz uzakta olduğu için kelimelerini tam duyamıyordum.
Konuşma bittikten sonra geldi ve can sıkıntısıyla burnundan soluyarak durumu özetledi:
“Kardeşim kredi için nereye uzansam elim boşta kalıyor, vermiyorlar, vermiyorlar... 
Sanki görünmez bir el onların ellerini tutuyor.”
En sonunda “Bu namertlere ne yalvarıcaz” dedim. 
“Altınlarımızı İsviçre bankasına rehin ederek, karşılığında Avrupa-Amerika bankalarından kredi istedik. Karşılığı ellerinin altında olacak. Artık bu teminata rağmen de borç vermeyecekler mi? 
Vermemişler işte. 
İhsan Sabri Bey bunu söylemek için aramış.”
.......................
Türkiye ekonomisi şu durgunluk sürecinde Çin ve Hindistan’dan sonra en yüksek büyüme oranına ulaşan 3 ülkeden biri.
Bir yandan “dünya ekonomisinin canlanmakta olduğu” haberleri, öte yandan “Türkiye ekonomisinin bu ilk 3 arasında yer alma performansı” örtüşünce ne olur?
Doğal olarak tıpkı 2002 sonrasındaki gibi yabancı sermaye ve kredi akar değil mi?
Ama bakın garip şeyler konuşuluyor.
Yalanlansa da tereddütler yaratacak, “Avrupa bankalarının Türkiye’ye şaşı baktığı” anlamına gelecek dedikodular.
Zarrab davası ile ilişkilendirilerek ABD’nin bazı Türkiye bankalarına yaptırım uygulayacağı gibi -gerçek dışı- iddiaların devreye sokulması.
Bir şeylerin kaynatılmakta olduğu kuşkularının bir merkezden aba altından sopa gösterir gibi yayılması mı?
Almanya’nın Türkiye’ye ihracatta Hermes kredilerini küçük de olsa bir miktar azaltması da öyle.
Elbette 1970’lerin Türkiye’si değiliz, güçlüyüz çok şükür.
Ama...
Artık olası oyunları sezebilecek tecrübelerimiz de var.