Madımak’ta kara delikler...

Madımak’ta 37 insanımı-zın diri diri yakılışının yıl dönümüydü dün.
Suçluların hala Almanya’da ellerini kollarını sallayarak gezmekte oluşları bir hukuk devleti için “utanç“ vericidir.
Almanya Yeşiller Partisi’nden milletvekiliği de yapmış bir Türk avukat soruyor:
‘Onları hapisten kim kaçırdı?
Ceplerine Türk pasaportunu kimler koydu?
Almanya’ya girişlerine Alman pasaport polisi nasıl/neden izin verdi?
Almanya’dan “sığınmacı” statüsünü nasıl alabildiler?
Almanya’daki “Milli Görüş” teşkilatında kimileri çaycılık yaparak yeni bir hayat kurmaya başlayan bu katillerden bazıları zamanla zengin oldular. Nasıl?
Bunların “Milli Görüş” teşkilatından iç istihbarat almak için Almanya polisi tarafından kullanıldıkları doğru mu?
Türkiye Adalet Bakanlığı bu katillerin iadesini neden sağlayamadı? Gerçi ilk yıllarda Türkiye’deki “idam” cezası nedeniyle, “idam” cezası olmayan Almanya’nın bunları iade etmemesi anlaşılır şey ama ya sonraki yıllar?
Türkiye’de “idam” cezası kalktıktan sonra neden bu katillerin iadesi gerçekleşmedi?
Adalet Bakanlığı’nın Almanya’ya her “iade” başvurusunda bir “eksiklik” olması nasıl izah edilebilir?
Örneğin “mahkeme kararı” yerine başvuru dosyasına “mahkeme zabıtlarının konulması... Mahkeme kararı konulan bir sonraki dosyada bu kez de Almanca tercümesinin olmayışı” ve bunun gibi “tuhaf” dosya eksikleri nasıl olabiliyor?’
Olayı hatırlayalım: (*)
.............................
Madımak Oteli alev alev... Çevresi, tekbir getiren 6 bin gözü dönmüş tarafından kuşatılmış.
İçeride Pir Sultan Abdal şenlikleri için gelen aydınlar, sanatçılar...
Bir kısmı boğularak, bir kısmı yanarak ölmüş.
Yoğun dumanda boğulmak üzereyken son anda bir çağrı üzerine itfaiye merdiven uzatıyor.
Aziz Nesin’i yarı baygın merdivene çıkarıyorlar.Kalabalık linç etmesin diye “Başkomise-rimizdir, hemen hastaneye götürün” diye bağırıyorlar.
Aziz Nesin, temiz havayla biraz kendine geliyor ki, suratında bir tokat patlıyor. İtfaiye görevlisi onu tanımıştır. “Sen başkomiser değil, Aziz Nesin’sin. Kimi aldatıyorsunuz? Geber!” naralarıyla birkaç tokat daha indiriyor.
Aziz Nesin, bu darbelerle dengesini yitiriyor, merdivenden boşluğa düşmek üzereyken parmaklıklara tutunuyor. Ve işte o anda bir komiser müdahale ediyor. Aziz Nesin’i itfaiye merdiveninden alıyor. Diğer polisleriyle koruma çemberi içinde tutarak bir araçla hastaneye götürüyor.
“Hafıza tazelemesi” desemde ama aslında “utanca yolculuk...”
Düşünün... Olaylar bir gün önce dağıtılan “Kâfirleri Sivas’ta istemiyoruz” bildirisinin ardından 500 kişinin camide toplanmasıyla başlıyor.
Camiden çıkarak bir gösteri yürüyüşü başlatıyorlar. Güvenlik güçleri etkin olsa hemen dağıtılırlar. Tekbir getirerek ilerleyen kalabalık büyüyerek önce vilayeti, sonra kültür merkezini taşlıyor. Engel yok.
Nihayet sanatçıların ve aydınların kaldığı Madımak Oteli’ni kuşatıyorlar. Tek sıralı polislerden oluşan zayıf bir barikat... Tekbir getiren, slogan atan kalabalık, saatler ilerledikçe 6 bin kişiyi buluyor. Otel ateşe veriliyor.
Tam bir korku filmi... İnanılır gibi değil. Bir havalandırma boşluğundan yandaki binaya geçerek kurtulabilenlerin hem orada hem nakledildikleri hastanede hiç ses çıkarmamaları isteniyor.
Işıklar söndürülür, devletin güvenlik güçlerinin yapabildiği budur. Galiba asıl korkulan, kalabalığın, Alevi mahallesini basması ve yeni bir “Kahramanmaraş katliamı olasılığıymış.”
Ürpererek düşünüyorum da... Bu bir basiret bağlanması olmalı... Eğer öyle değilse yoksa Madımak Oteli o gözü dönmüş kalabalığı oyalamak için mi kullanıldı sorusu içimi kemiriyor.
.............................
(*) Bundan 6 yıl önce yazdığım satırlardan alıntılardır bu hafıza tazelemesi ya da “utanca yolculuk..”