NATO

Türkiye açısından NATO tartışılırken yazıya bir anıyla başlayayım.

...................

Dışişleri’nde son görevi Yeni Zelanda Büyükelçiliği olan Uğur Ergun’dan dinlediğim bir anısı...

Ergun, Washington Büyükelçiliği müsteşarlığına atanmıştır.

Eşi ve çocukları gelmeden ev bakmaktadır.

Emlakçıların gösterdikleri arasında bir apartman dairesini gözüne kestirir. Fakat fiyatı müsteşar maaşı için yüksektir.

Amerika’da pazarlık pek olmaz ama gene de şansını denemek ister. Ev sahibiyle konuşmaya başlarlar.

Uğur Ergun’un Türk diplomatı olduğunu öğrenince ev sahibinin gözleri parlar.

“Kore’de sizin askerlerinizle, subaylarınızla birlikte çarpıştım. Kahraman milletsiniz” der.

“O güzel anılar adına Uğur Ergun’un istediği kira indirimini yapacağını” söyler.        

....................

Türkiye NATO’ya, Kore savaşına asker göndererek, şehitler vererek kabul edilmişti.

Türk Tugayı’nın Kore savaşındaki kahramanlığı büyük sempati yaratmıştı.

Binlerce mil uzaktaki bir milletin özgürlüğü için asker gönderen Türkiye, komünist bloka karşı kazanılmış önemli bir dost kaleydi.

Türkiye, Kore rüzgârıyla NATO’ya girdi.

....................

Buna karşılık Türkiye için de NATO önemli bir korunma kalkanıydı. Çünkü...

Rusya İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen “soğuk savaş” yıllarında Türkiye üzerine bir kâbus gibi çökmüştü.

Doğuda Kars’la Ardahan’ı, batıda Boğazları istiyordu.

Tehdit üstüne tehdit savuruyordu.

Türkiye’ye “yüksek gerilimli psikolojik” baskı yapmaktaydı.

O yıllarda kayınpederim merhum Faik Zihni Akdur Moskova Büyükelçisiydi.

Ondan dinlediğime göre, sabaha karşı 3’te, 4’te Kremlin’den telefon gelirmiş ve dönemin Dışişleri Bakanı Molotof tarafından görüşmek için çağırılırmış.

Her çağırışında istekleri tekrarlar, tehditleri ağırlaştırırmış.

Öylesine güvensiz bir ortam varmış ki kayınpederim, müsteşarıyla günlük değerlendirmeleri yapmak üzere konuşmak için otomobille şehir dışındaki ormana giderlermiş.

Büyükelçilik binasında ya da otomobilde dinlendiklerine eminmişler. Çalışanların hepsi ajanmış zaten.

...................

Türkiye’nin NATO’ya üye olması, Rusya’nın Kars, Ardahan ve Boğazlar tehditlerini etkilemiş.

Baskılar giderek azalmış...

Bir süre sonra da Türkiye’den hiçbir şey koparılamayacağı anlaşılmış.

...................

NATO üyeliği TSK’nın modernizasyonu ve donanımı için de önemli bir katkı sağlamıştır. Savunma sisteminin ortak standardı TSK’yı daha da güçlendirmiştir.

Ortak tatbikatlar, Türk subaylarla NATO’nun diğer ülke subayları arasındaki ilişkiler ve arkadaşlıklar “yakınlaşma iklimini” oluşturmuştur.

...................

NATO artık elbette soğuk savaş yılları kadar iç bağları sıkı ve sağlam bir savunma bloku değil.

Ama gene de hâlâ gerekli.

Fransa Başkanı Macron’un eksantrik söylemleri ise çok da önemli değil. Fransa her zaman NATO’ya karşı“fantezi” denebilecek tavırlar koymuştur.

Hatta bir ara NATO’dan çekilmiş, sonraları tekrar geri gelmiştir. Yunanistan’ın da bir NATO kaprisi olmuştu.

Ayrılmıştı.

İkisinin de geri dönüşlerinde kabul işlemi Türkiye’nin onayıyla gerçekleşmiştir. Çünkü...

NATO’da kararlar ancak “oy birliğiyle” alınabilir.

.................

Son söz... Bütün arızalarına karşın Türkiye’nin AB, NATO ve diğer Batı eksenli kurumlarda kalması yararlıdır.

Ayrılmış olan Fransa ve Yunanistan’ın sonra geri dönüşleri bunun karinesidir.