Orhan Gencebay’ın tarihçiliği

Eklenme Tarihi29.01.2011 - 20:15-Güncellenme Tarihi29.01.2011 - 20:20

TÜRKİYE’DE medya gündeminin ilk sıralarında yer alan konulardan biri Osmanlı tarihi...
Muhteşem Yüzyıl dizisiyle tarih kitaplarının satışları attı. Müze ziyaretçileri katlandı.
Çok bilinmez ama usta sanatçı Orhan Gencebay’ın tarihe ilgisi büyük.
Tarih kitapları okuyor, tarih konusunda uzman dostlarıyla sık sık sohbetler ediyor.
Tarihe odaklı Pelin Batu ile Orhan Gencebay ŞEFFAF ODA‘nın konuğu.
Gencebay tarih yolculuğunun nasıl başladığı anlatıyor:
“Türk müziği nerelerden etkilendi diye araştırmak istedim. Karşıma dünya tarihi çıktı. Bir tarihçi kadar detaylarıyla değil ama neyin ne olduğunu bana yarayan bölümlerini fevkalade anladım. Hayranlık içinde, hayretler içinde kaldım.
Bütün dünyayla ilgili Türk müziğini, Türk kültürünü gördüm. Bunu ultra milliyetçilik olarak niteleyenler var. Benim felsefemde din, dil, ırk ayrımı yok.”
Ve ekliyor:
“Yaradan doğ demiş, ben de doğmuşum. Bu dünyaya gelmişim, dolayısıyla benim ilk vatanım dünyadır ama doğduğum topraklar son derece önemli.”
Orhan Gencebay bağlamayı gitar gibi de çalabiliyor.
Bu“Gencebay tarzı”nı şöyle anlatıyor:
“Özgün bir tarz. Bağlamanın klasik bir karakteri var ama ben o karakterin dışında araştırmalar yaptım. Bazı sesleri farklı farklı kullanıyorum” diyor.
Orhan Gencebay’ın ilgisi sadece tarihe değil. Astrofiziğe, jeolojiye, arkeolojiye ve ağır sporlara da ilgili...
Orhan Gencebay çekim mekânına gelince elini sıktım. O kadar güçlü sıkıyor ki, merak ettim sordum.
Küçük yaşlardan itibaren “boks, güreş, karate, judo, halter”le ilgilendiğini söyledi.
Onun simgesi olan “Batsın Bu Dünya” 1970’lerin kan gölüne dönüşen Türkiye’sinde bir “müzikle protesto...”
Gencebay’ın albümleri 70 milyondan fazla satmış.
Erişilmez bir rekor bu...

Pelin Batu, Halide Edip rolünde
Boğaziçi Üniversitesi’nde tarih bölümünü bitiren Pelin Batu tarihi, felsefeyi ve edebiyatı harmanlayan bir doktora tezi yazmakta. Tarihteki önemli karakterlerden Safiye Sultan’ı canlandırmak istiyor:
Pelin Batu dönem filmi hazırlığında... Halide Edip Adıvar’ı canlandıracak. Türk-Kanada ortak yapımı olacak film, dramatik bir belgesel olacak.Tarihi görüntüler filmin akışında “sepya” olarak anlamda yer alacak.
Film 5-6 ülkede gösterilecek.



Nazilerin fırınlarda yaktıkları Yahudilerden bir gurubun geride kalan ayakkabıları.

 

27 OCAK KESİŞMELERİ
Geride kalan 27 Ocak 2011’de Beyoğlu Sinagogu’nda Yahudi Soykırımı anıldı.
O insanlık dışı soykırımın görüntüleri sergilendi.
Nazi Almanya’sının 6 milyon Yahudiyi fırınlarda yakan vahşeti lanetlendi.
Ne ilginçtir ki aynı gece “KURTLAR VADİSİ FİLİSTİN” filminin özel gösterimi de vardı.
İsrail’in Filistinlilere kıyımı ve Mavi Marmara baskını bağlamında Polat Alemdar’ın (Necati Şaşmaz) intikam serüveni güncelliği nedeniyle daha da ilgi çekiyordu.
Bu İstanbul kesişmesi izleyenlere “keşke bir zamanlar dünyaya dehşet veren salgın hastalıklar gibi bu din, ırk ya da herhangi bir nedenle insanlık kırımları tarihin çöplüğünde kalsa” duygularını yaşatıyordu.
Ne yazık ki barbarlık hâlâ yerküreden silinemedi...
27 Ocak kesişmesine devam.
27 Ocak Mozart’ın doğum günü...
Bütün dünyada kutlandı.
Kıtada savaşları ve insanlık suçlarını önlemek amacıyla kurulan AB’nin müziği Mozart’tan “neşeye övgü” bu “kırım” ve “kıyım” görüntülerine düşen ışık ve ümitti.


Şef Max. Thomae’den lezzetleri, dernek yöneticisi Simla Beyazıt’la birlikte tattık.

 

KAHVE EZBERİNİ LEZZETLE BOZMAK
T ürk kahvesi istediğinizde sorarlar:
“Nasıl olsun?”
Keyfinize göre söylersiniz:
“Sade, orta ya da şekerli...”
Dördüncü seçenek yoktur.
Ama...
Tarihi Pera Palas’ın şefi Max. Thomae bu ezberi bozuyor.
Hiç aklınıza gelmeyecek “kahve katkılı” lezzetler sunuyor.
Misal:
“Bıldırcınlı, kahveli pay...”
Elmalısı ünlüdür de bıldırcınlısını ne işitmiş ne yemiştim.
Mutfakta daha böyle 5-6 çeşit -kahve katkılı- lezzetlerden tattırdı.
O gece “Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmaları Derneği” bir davet düzenlemişti.
Şef Max. Thomae’ye dernek yöneticileri “acaba Türk kahvesi katkısıyla bir menü mümkün mü” diye sormuşlar.
Şef Thomae bir çalışma yapmış ve “olumlu” cevap vermiş.
Gerçekten keyifli bir lezzet sörfü yapıldı.
Türk kahvesinin tarihçesi de ilginç.
Habeşistan’da (Etiyopya) keçi çobanları çalılardaki beyaz çiçekli kırmızı meyveleri yiyen hayvanların günün sonunda bile hareketli, diğer hayvanların ise bitkin olduklarını gözlemişler.
9. yüzyılda bu durumu kilise rahiplerine söylemişler.
Khaldi adındaki bir çoban da bu meyveyi yemiş onun verdiği keyif üzerine yemeye devam etmiş.
Bunun verdiği mutluluğu diğer çobanlarla paylaşmış ve işte kahve tutkusu böyle başlayarak önce Yemen’e oradan Osmanlı’ya ve Osmanlı üzerinden de Avrupa’ya yayılmış.
Osmanlı’nın Paris Büyükelçisi Süleyman Ağa Türk kahvesini Paris sosyetesine sunmuş ve tanıtmış.
Süleyman Ağa Paris’ten ayrılırken kahvecisi İstanbul’a dönmemiş ve Paris’te bir kahvehane açmış.
“Cafe”lerin ilk kurucusu bir Türk.
Sonraları Avrupa’da kültürel buluşmaların mekânları kahveler olmuş.


Faili meçhul cinayetin ardından geride kalan ailenin bu resmi keşke caydırıcı olabilse.

 

FAİLİ MEÇHULÜN RESMİ
Türkiye’de -sadece bilinenlerin- faili meçhullerin sayısı 17 bin.
“Cana kıymak” suçların en ağırı.
Ama, o katiller yüzünden bir de geride kalanlara işledikleri insanlık suçunu da teşhir etmek gerek.
Fotoğrafların ötesinde duygularla algıların tuvale dökülmesi dramı daha da etkili yansıtıyor.
Barış Cihanoğlu’nun tablosu “faili meçhul” önünde çakıldım kaldım.
O çocukların, eşin yüz ifadeleri fotoğrafların çok daha derininde olanları yaşatıyor bizlere.
Barış Cihanoğlu’nun özgün tekniği, imgelerle anlatımı diğer tablolarında da etkiliyor.
(İlayda Sanat Galerisi / Adres: Hüsrev Gerede Cad. No:37 Teşvikiye / Telefon : 212-227 9292)