Paşa’yla Bodrum akşamında

Geçen yaz, güzel bir Bodrum akşamı...

26. Genelkurmay Başkanı Em. Org İlker Başbuğ’u dinliyorduk.

Masada Sevil Başbuğ, Metin ve Birgül Feyzioğlu ile eşim Canan da vardı.

Hapishane günleri, geceleri ve en zor kararı...

Genelkurmay’daki kozmik odaya savcının girmesine onay vermesi...

Kelime kelime tekrarlamam mümkün değil, o nedenle izlenimlerimi yazıyorum.

“Hayati planlar orada...

Ama onay vermesem darbe kanıtları kozmik kasadaydı diyeceklerdi.

Silahlı Kuvvetler ağır zan altında kalacaktı...”

Devletin “beka haremine” işte böyle bir “şah/mat” kumpas hamlesiyle girmişti FETÖ’cüler.

Peki, İlker Paşa izin vermese gene kozmik odaya girebilirler miydi?

Sıkardı!..

İlker Paşa ve onun gibi kumpas hedefinde olanlar nice badireden sonra bir yaz akşamı nihayet geçmişe acı acı da olsa gülümseyerek konuşabiliyordu.

......................

Ergenekon süreci bir “zamanlama fırsatçılığıydı” aynı zamanda.

Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği için müzakereler açılmıştı.

“AB’nin Türkiye’de laik demokratik devlet güvencesi olabileceği” görüşü yükselişteydi.

“Geleneksel olarak askerin üstlendiği bu süpervizör işlevini AB devralacaktı. Askeri vesayet tümüyle kalkmış oluyordu.

Türkiye demokrasisi -laik devlet ilkesi dahil- AB’nin ileri demokrasi kriterlerine uyumlu hale gelecekti.”

Özellikle eski her renkten solcular, liberaller AK Parti iktidarına destek verdi.

Ve...

Böyle bir ortamda çok uluslu kumpas “Ergenekon” süreci başlatıldı.

Ardından “Balyoz...”

“Sarıkız” kurmaca dosyaları.

Bavul içinde çelişkilerle dolu sözde deliller, tarih hatalarının, kumpasçıların ayaklarına dolaştığı montaj diskler.

80 yaşındaki İlhan Selçuk’un, daha ileri yaştaki Türkan Saylan’ın “Ergenekoncu” ilan edilişleri...

Atatürkçü, laik, pırıl pırıl komutanların, genç subayların, gazetecilerin bu kumpas davaya dahil edilmeleri, hapishaneye tıkılmaları...

Türkiye’de demokrasiye, bağımsızlığa gönül vermiş kadroların tasfiyesi.

TSK’nın ele geçirilme operasyonu...

........................

Bu vahim “cadı avına” karşı çıkanlara “Ne o, asker postalını mı özledin?” diye saldırılıyordu.

Amerika’daki bir zamanların “McCarthy” salgını Türkiye’de hortlamış gibiydi.

Gazeteci Nedim Şener, geçenlerde bir TV programında o günlerden izlenimini şöyle yansıttı:

“Bizler mahkemeye çıktığımızda, arkadaşlarımız, meslektaşlarımız geliyor, tepki gösterilerinde bulunuyordu. Oysa Ergenekon’dan yargılanan askerler yapayalnız kalmışlardı. Sadece aileleri, birkaç yakını...”

........................

Gerçeklerin sonunda ortaya çıkmak gibi bir önlenemez tabiatı vardır.

Sonunda, işte bu kâbus bitti.

Kumpas “tabak gibi” ortaya çıktı.

Kimileri o sürecin utancını yaşıyor.

.........................

Evet...

Ergenekon iddiası da, davası da zaten vicdanlarda çökmüştü.

“Yok hükmünde” olduğu yargı kararıyla kesinleşti.