Sabun takıntısı

Pisliğin psikolojisi



Ve nasıl fırçalanacağını anlatan broşürler bastırıp dağıttırmış. "Diş fırçalayamayan kadın, dişlerinin tamamını çektirsin. Ağzında mikrop barındırmasın" buyurmuş.
Saddam uzmanları, onun, hastalık kertesinde el yıkadığını da söylüyorlar.
El sıkmak zorunlu olduğunda, elini yüzüne, gözüne sürmeden, gider ellerini iyice yıkarmış.

Televizyonlarda psikologlara soruluyor:
"Bu kadar temizlik takıntısı olan Saddam, nasıl bu kadar pis bir ortamda yaşadı?"
O tek göz gecekonduda yaşamını daha temiz ve düzenli sürdürebilirdi.
Kulübedeki yağ tutmuş ocak, yerlerdeki yumurta kabukları, yıkanmamış tavalar ve sahanlar... İt kulübesi görüntüler.
Dahası, kirden keçeleşmiş, bitlenmiş saçı, sakalı, leş gibi kokan bedeni.
İstese çok daha temiz bir ortam ve düzende yaşayabilirdi.
Mars marka çikolata getirtebiliyorsa, sabun, deterjan, diş macunu da getirtebilirdi.
Böyle kir içinde yaşamanın bir başka psikolojik izahı olmalı...
"Neden?"

Nedenlerden biri "Saddam'ın depresyon geçirmekte olabileceği..."
Psikologlara göre "Depresyon geçiren biri böyle her şeyden kopar. En temel uygarca yaşam gereklerinden bile uzaklaşır. Sürekli uyuklar. Yaşamın gerçekleri ile yüzleşmek istemez."
Bir diğer izah "Saddam'ın bilinçaltıyla kendini cezalandırmakta oluşu... Yaptıkları ve yapamadıkları yüzünden kendini yargılaması ve infazı."
Başka bir izah "Bazı özelliklerin fonksiyonel olduğu...
Sözgelişi, agresif kişiliğin aslında, kişilerde işlevsel yönetim üslubu halinde yönetilenlere ulaştırıldığı... İnsanları korkutarak istediği doğrultuda tuttuğu... Nasıl ki yakalandığında artık gereksiz olacağı için kalaşnikovunu kullanmamış... Temizlik tutkusunun da belki işlevsel olabileceği... Artık temizliğin işlevsel yararı kalmayınca, doğasındaki pisliğe dönmüş bulunabileceği..."

Ya, o altın kaplama kalaşnikovlarla havaya kurşun sıkmalar, göz kırpmadan adam öldürtmeler, hatta damatlarını bile infaz ettirmek...
Saddam uzmanlarına ve psikologlara göre gösteriş. Aslında Saddam, paranoyak denebilecek kadar korkak... Bütün yaşamı boyunca böyleydi. Hiçbir despotta görülmeyen korunma önlemleri almıştı.
O delikte de korkular içinde yaşıyordu.
ABD askerleri deliğin kapağını açar açmaz "Ateş etmeyin, ben Saddam Hüseyin... Irak Başkanı" diyerek başını göstermesinin nedeni bu korkulu bekleyişti.
Olabilir...
Saddam'ın eski askeri istihbarat başkanı General Al Samarrai ile Londra'da TV söyleşisi yapmıştım.
O da bu "derin korkuya" şöyle işaret etmişti:
"Dünya liderlerine yapılan suikastların filmlerini, fotoğraflarını getirtir, uzun uzun incelerdi. Özal'a suikast görüntülerini de getirtmiş, yüzlerce kez izlemişti. Kendisine, olası suikastların nasıl yapılabileceğini düşünür ve ona göre önlemler alırdı."
Komutanlarını, bakanlarını da toplantıya çağırdığında, onları bir araca doldurtur, şoförü de iletişim yoluyla, Bağdat'ta dolaştıra dolaştıra, bulunduğu yere aşamalarla yaklaştırırmış. Hiçbiri nereye götürüldüklerini bilmezmiş. Aracın camları dışarıyı göstermezmiş.

Türkiye'de de Saddam'ın özelliklerini yıllardır, incelemiş uzmanlar var mı?
Varsa onlardan bilgilenmesi gerekir toplumun. Psikolog tahlillerine de gerek yok mu?
Bırakın Saddam'ı...
İstanbul, dört canlı bomba eylemi ile sarsıldı.
Türkiye istihbarat ve güvenlik birimlerinden bir tek "dinci terör uzmanı" dinlemedik, okumadık.
Yok iseler, büyük eksiklik.
Dinci terörün psikolojik yorumları ve devlete katkıları önemli.
Eğer böyle bir katkı yoksa, ölmeye ve öldürmeye kararlı canlı bombalara karşı hangi kültürel, psikolojik, sosyal plan var?
Sadece polisiye önlemlerle nereye varılır?