Seçim sonrası İstanbul

Eklenme Tarihi20.04.2019 - 8:15-Güncellenme Tarihi20.04.2019 - 8:15

Ekrem İmamoğlu da göreve başladı.
İstanbul artık ona “emanet.”
Çünkü, kadim adıyla “şehremini.”
İşin itiraz kısmı ayrı.
Zaten adı da “olağanüstü itiraz.”
Biz “olağana” dönelim.
Olağan nedir?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “82 milyon insanımızın birlikte olması gerektiğini” söyledi.
Ekrem İmamoğlu da “16 milyon İstanbullunun hizmetindeyim” dedi.
“Olağan” budur.
“Beka” şifresi de bu olmalıdır.

........................

İstanbul seçim gerginliğini, negatif elektrik yükünü boşaltmakta.

........................

Smokinli davetler çoğalıyor.
Güzel de oluyor.
Özel günlere, özel hayata güzel izler bıraktırıyor.
Ne yazık ki gidemedim ama Gentlemen dergisinin ödül gecesi davetiyesindeki “Black Tie” uyarısı dikkate alınmış.
Ertuğrul Özkök siyah smokini içinde “Yılın Centilmen Kalemi Ödülü”nü alırken görüntüsü de centilmen sözcüğüyle uyumluydu.
Ahmet Güneştekin’in “Yılın Centilmen Sanatçısı Ödülü”nü alırken smokinli fotoğrafı da öyle.
Millet Meclisi başkanlarının oturumu yönetirken frak giymeleri bir Cumhuriyet geleneğiydi.
Atatürk inkılaplarının izini taşıyordu.
Keşke kalkmasaydı. Bana göre tabii...
Osmanlı döneminin son 200 yılındaki savaş yenilgileri, zorunlu göçler, yoksulluk, hastalık, toprak kayıpları nedenleriyle psikolojik yorgunluğunu, ülkeye çökmüş kederli havayı dağıtmak amacıyla, Atatürk cumhuriyeti bir şenlik ve coşku döneminin başlangıcı yapmıştı.
Bayramlarda, milli günlerde fener alayları, stadyumlarda gençlik gösterileri, smokinli, tuvaletli, danslı balolar...
Bunlar ülkenin üzerine çökmüş ağır havayı dağıtmak, taze, özgüvenli, coşkulu, zafer kazanmış ve bunu kutlayan bir mutlu millet psikolojisini egemen kılmak içindi.
“Ne mutlu Türk’üm diyene” söylemi de bir etnisite değil, ortak mutluluk paylaşımı mesajıydı.

.......................

İstanbul’a gökyüzünden bir “ay” indi.
Feriye Sarayı’nın bahçesine...
Bu devasa ay İngiliz sanatçı Luke Jerram’ın “Museum of the Moon” adlı eseri.
Yazılarını özlediğim Sermet Severöz’ün satırlarıyla gene seçim sonrası bir İstanbul manzarası.
Şehirli yaşam tarzı ile İstanbul Boğazı’nı buluşturmak için yenilenen Feriye’ye...
“BomontiAda” gibi bir havaya bürünmüş Feriye.
İçinde ve bahçesinde bir sürü mekân!
Kafeler, pizzacılar, dondurmacılar ve de çok farklı bir sinema salonu.
Bir de şahane sanat galerisi.                           
Feriye’nin acı anısı vardır.
Bileklerini keserek intihar eden bir Sultan’ın yatırıldığı mekândır.
Bir başka iddiaya göre de İttihatçılar onun bileklerini kesmişler...
Her neyse, bu acı anı zamanın ruhuyla yeni yorum kazanan Feriye’deki bir anlam derinliği.

........................

Osmanlı döneminin Fransa Büyükelçiliği (şimdiki başkonsolosluk) “Fransız Sarayı” olarak anılır.
Perşembe gecesi sarayın bahçesinde “Kayra Şenliği” vardı.
Bahçeden ışık sistemiyle harika bir gösteriyle sarayın duvarları çiçekler açtı.
Kaç yüzyıllık o duvarlardaki pencerelerden de büyük rengârenk kelebekler uçuştu. 
Dakikalarca süren bu ışık şöleni için Hybrid’i yaratan Kerem ve Gözde Savaş’a alkış.
Onlar elektriği toprağa değil, duvara verdiler.