Şeffaf Oda’da Fide esintisi

Eklenme Tarihi16.09.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi16.09.2018 - 1:56
Şeffaf Oda 15. sezonuna başlıyor.

Yunanistan’da büyük üne sahip Türk sanatçı Fide Köksal konuğum.

“Meşk” albümünü dinlediğim anda büyülendim. Duru sesi ve güzelliğiyle etkiledi.

Onun sesini duyar duymaz Şeffaf Oda’ya konuk etmek, Türkiye’de de daha çok tanınmasına katkıda bulunmak istedim.

Hemen davet ettik ve sezonun açılışını Fide’yle yapıyoruz.

.......................

Fide İzmirli.

Müziğe 5 yaşında ilgi duymaya başlamış. Lisede çoksesli gençlik korosunda yer almış. Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde okurken Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nden şan dersleri de almış, ardından tango dersleriyle dansı eklemiş sanat paletine...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müzikal sınavlarını birincilikle kazanmış. 2. sınıftayken Yunan TV kanalının yarışması için seçmelere katılmış. Ve 2 ay boyunca TV’de yer almış. “Hiçbir şey tesadüf değil” deyip Yunanistan’da yaşamaya, oranın kültürünü, sanatını solumaya karar vermiş.

.......................

Çok önemli müzisyenlerle, bestecilerle çalışmaya başlamış. Yunan müziklerine harika Türkçe sözler yazmış.

“Köprüler” albümünden sonra şimdi de “Meşk” albümüyle dinleyicileri büyülüyor.

O bir fahri kültür elçisi. Türk-Yunan dostluğuna katkılarından dolayı plaketler almış.

.......................

Fide 12 yıl Yunanistan’da yaşadıktan sonra artık Türkiye’de...

Yunanistan’da yolda yürüyemeyecek kadar ünlü.

Şimdi sanatını Türkiye’de icra edecek ve Türkiye’de daha da ünlenecek.

Şeffaf Oda’da müzikal söyleşiye Meşk şarkısıyla başlıyor. Meşale ile coşturuyor.

İzmir’in Kavakları, Maskeli Balo, İstanbul Hatırası gibi birçok önemli eseri seslendiriyor. Rumca şarkılar da okuyor.

“Hiroşima” ve çocuk gelinler için yazdığı “Rahime” hepimizi duygulandırıyor.

......................

Fide şiir de yazıyor. Hayallerinden biri de şiir kitabı çıkarmak. Şeffaf Oda’da kendi yazdığı şiiri okuyor.

Yolu açık olsun.

Portaxe’ın Boğaz manzarasında Fide Köksal ile keyifli, müzikli pazar sohbeti.

GÜREŞTE KADIN ŞAMPİYONUMUZ

Merhum demeye bile dilimizi alıştıramadığımız kocaman yürekli Mustafa Koç adına “spor ödülünün” bu yıl ikincisi verildi.

Çırağan Kempinski salonunda duygu yüklüydük.

Eşi Caroline Koç eşinin karakterinin olimpiyat etik değerleriyle örtüştüğünü çok güzel anlattı.

Bu yılki ödül 76 kiloda 3 kez Avrupa 1 kez de dünya kadınlar arası şampiyonluk kazanan Yasemin Adar’a verildi.

Küçük yaşlarda atletizmin diğer dallarında yarışırken hocalarının yönlendirmesiyle güreşe başlamış.

“Kadın ve güreş” yan yana geldiğinde yadırgatıcı...

Yasemin “Babam pamuk gibi yumuşaktır, razı etmek zor olmadı” diyor.

Onun antrenmanlarını, minderdeki güçlü savaşçı kadın görüntülerini ilgiyle izledik.

Sahneye ödül almaya çıktığında ise üzerine oturan sade ve şık giysisi içinde ne kadar da zarifti.

Müthiş bir azim, çok yoğun çalışma, özgüven onu Türkiye’nin yüz akı yapmış.

Yasemin’in şampiyonluklarından sonra Türkiye’nin pek çok yerinde genç kızlarımız güreşe başlamış.

Onlarla röportajlar da gösterildi.

Hepsi Yasemin’den “idolüm” diye bahsediyordu. Yüzücü, dalıcı, at binen, tenis oynayan, pilot, model uçak tutkunu, yelkenci Mustafa Koç’un ruhu şad olmuştur.

Mustafa Koç Spor Ödülü gecesi hepimiz duygu yüklüydük. Yasemin Adar güzel bir seçim.

ÖLÜMSÜZLÜK ODASI

AHMET Güneştekin’in Haliç tersanesinde yapımı aylardır süren “ÖLÜMSÜZLÜK ODASI” tamamlandı.

Perşembe akşamı düzenlenen bir davetle özel gösterimle sunuldu.

Müthiş yağmura rağmen ilgi büyüktü.

“ÖLÜM SÜZLÜK ODASI” en eski uygarlık kalıntısı Göbeklitepe ve Nuh Tufanı’ndan esinlenerek yapıldı.

Göbeklitepe’de bulunan o kadim medeniyetten kalan kafatasları ve Nuh Tufanı’nda gemiye alınan bütün canlıları temsil etmek üzere boynuzlu hayvan başları, binlerce çoğaltıldı. Dökümhanelerde üretilerek karşılıklı iki çeyrek ay konumundaki yüksek duvarlara yerleştirildi, boyandı.

Çeyrek ayların orta boşluğunda gene bine yakın kafatasından oluşan devasa bir kafatası.

Ve...

Ondan çıkan “çeyrek ay”ların ön boşluğuna uzanan kafataslarından örülmüş muazzam bir yılan.

Anlatılara göre tufan patladığında Nuh’un gemisinde bir delik açılır.

Oradan girecek suların gemiyi batırması tehlikesine karşı bir kara yılan gövdesiyle deliği kurtarır, canlı türlerinin dünyada kalmasını sağlar.

Güneştekin’in anıt yapıtındaki yılan da işte bunu simgelemekte.

(Contemporary İstanbul) bağlamında mutlaka görülmesi gereken müthiş bir yapıt.

Açılış akşamı Ahmet Güneştekin bir TV’ye röportaj verirken ben de yanındayım.

ARKAS’IN POST-EMPRESYONİST KOLEKSİYONU

LUCIEN Arkas “Post-Empresyonizm” koleksiyonu, MSGSÜ (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) iş birliğiyle İstanbul Tophane-i Amire’de sergileniyor.

Açılış akşamı kapıda MSGSÜ Rektörü Prof. Yalçın Karayağız’la karşılaştım.

“Tek kelimeyle muhteşem” dedi.

İçeride “Renoir bile var” diye ekledi.

Heyecanlandım elbette.

Gerçekten Post-Empresyonist ressamların değerli yapıtları duvarlardaydı.

Lucien Arkas uzun süredir sanat gezegeninde önemli koleksiyonerlerden biri.

İlk kez 2011’de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi ilk Post-Empresyonist yapıtlar sergisini açmıştı.

Bu ekolün sanat tarihindeki kilit konumda olduğunu vurguluyor.

Yıllar süren titiz araştırma, büyük gayret ve yatırımlarla oluşturduğu bu koleksiyonda önemli imzalar var. Pierre-Auguste Renoir, Louis Anquetin, Maxime Maufra, Theo van Rysselberghe, Paul Serusier, Suzanne Valadon, Edouard Vuillard, Leo Putz, Louis Valtat, Maurice de Vlaminck, Kees Van Dongen, André Derain, George Braque ve André Lhote ziyaretçilerin yapıtlarını görme imkânı bulacakları sanatçılardan sadece birkaçı.

Serginin açılış gecesi akşamı Lucien Arkas koleksiyonunun öyküsünü anlattı.