Şevval Sam’dan Müzeyyen Müzikali

Eklenme Tarihi04.03.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi03.03.2018 - 23:19

Atatürk’ün huzurunda da söyleyen ve Atatürk’ün çok sevdiği ses Müzeyyen Senar’ın iz bırakan şarkıları Şevval Sam’ın çok başarılı yorumlarıyla sahnede...

“Müzeyyen Müzikali...” tek kişilik müzikli gösteri.

Senar’ın, 84 yıllık sanat yaşamına unutulmaz eserler sığdıran büyük sesin hayatından önemli kesitlerin müzikle harmanlandığı gösteriye ilgi müthiş. “Müzeyyen Müzikali”, Müzeyyen Senar’ın ölüm yıl dönümünde 8 Şubat’ta “Uniq”te perde açtı... Türkiye turnesiyle devam ediyor. (*)

........................

Bu bağlamda Şeffaf Oda konuğum Şevval Sam.

Şevval anlatıyor:

“2001’de radyo programı yapıyordum. Alaturka çalmaya başladım. O dönem Müzeyyen Senar albümünü resmen yuttum. Onunla yaşadım. Unutmamamız gereken bir zarafet dönemidir Müzeyyen Senar. Bir misyonla gelmiş dünyaya. Mucizeleri çocukluğundan başlıyor. Cesur ve efe bir kadın.”

Şevval “Müzeyyen Senar’ın hafıza çekmecesinde birçok değerli insanla buluştum” diye ekliyor.

........................

Şevval’in Müzeyyen Senar’la pek çok ortak noktası var. İkisi de cesur.

İkisi de bazı şarkıları söylerken ağlayacak kadar duygusal. 

Şevval, Müzeyyen Müzikali’nde Müzeyyen Senar’ı belgesel gibi anlatmıyor, onun duygu dünyasının derinliklerine iniyor.

Onun hikâyeleri gözlerde canlanıyor. 

Şevval, şarkıları onun ruhuna bürünerek söylüyor. Sahnede bazen 5 yaşında bir çocuk oluyor, bazen 40 yaşında bir kadın...

Kostümlerle bize Müzeyyen Senar’ın dünyasını yansıtıyor.

Şevval Sam’ın başarılı oyunculuk ve etkileyici yorumuyla harmanlanan tek kişilik gösterisine ayakta alkış seli akıyor. 

........................

(*) Şevval Sam Müzeyyen Müzikali. 9 Mart İstanbul, 11 Mart Antalya, 19 Mart Bursa, 24 Mart İzmir.

ULUDAĞ HAVASI... 

ŞANSIMIZ varmış. Kar yağdı, yükseklerde bulutlar aşağıda kaldı ve güneş açtı.

Uludağ’ın keyfini çıkardığımız bir hafta sonu geçirdik. Önce tırmanış... Uludağ’ın eteklerinden “tele kabine” bindik.

9 km ile dünyanın en uzun sistemi.

9 km boyunca hiç ek yeri olmayan, elle örülmüş özel alaşımlı çelik halat...

Ve... Sessiz sistem.

Tele kabin/Teleferik işletmesinin Genel Müdürü Oğul Atasoy bize hoş da bir sürpriz yapmış. Altımızda uzanan karlı çam ormanları muhteşem bir görüntü şöleniydi.

Otomobille tırmanışa göre en az yarım saat kısa bir yolculuk. 

Zirveye vardığımızda kalacağımız Kaya Hotel sadece 150-200 metre mesafedeydi.

Yürüyerek gittik.

2 gün karın ve güneşin tadını çıkardık.

Genel Müdür Murat Zeki Hızlısoy kar mevsiminde Uludağ’daki tesisin başında.

Nisandan itibaren ise Kıbrıs’taki Kaya Palazzo’ya geçiyor ve orayı yönetiyor.

Zeki, otelin her yerinde.

Herkesle yakından ilgili.

Mutfağın başındaki Şef Zafer Ünal’ın lezzetleri “damak çatlatan” dedikleri gibi.

O da nisandan itibaren Kıbrıs’taki Kaya Palazzo’nun mutfağını teslim alacak.

Otelin “Red Room” adlı mekânı canlı müziğiyle gecelerin ilgi merkezi oluyor.

Kayak sporunun yanı sıra, dağ havası yüksek ozonuyla sağlık için önemli. 

Uludağ’da hafta sonu hiç değişmeyen tercih.


KEREM GÖNLÜM’ÜN MEKÂNI


Basketbolumuzun büyük isimlerinden Kerem Gönlüm’den bir açılış davetiyesi aldım. Adı “Basquet...”
Basket dersleri verilecek bir okul sandım. Meğer bir “Steak House”muş.

Şık, “cosy” denilen, “rahat” bir mekân. Ben salonun dibindeki deri kanepeli köşeyi pek sevdim.

Etiler’de ENKA Okulları’nın civarında. Basquet’in mutfağından tadımlar da yaptım. Gerçekten lezzetli. Kerem’in eşi Elif Gönlüm “Boşnak”tır. İstanbul’dan tanıdığım Boşnak dostlar çoğunluktaydı. 

Elif’in raflarda yerini alan “özel çayları” da bir başka yazıya.

ROLLS ROYCE’UN ‘MAVİ KANI’

AVRUPA’da “asiller” için “mavi kanlı” söylemi vardır. Rolls Royce da 100 yıldan bu yana “mavi kanlı” diye anılan bir marka. Geçen yıl Londra’da “görücüye çıkan” yeni “Rolls Royce Phantom” İstanbul’da görkemli bir şovla ilk kez sergilendi. Phantom serisinin 8’inci modeli olan yeni otomobil, müşterilerin “daha kişisel bir model istemeleri” sonucu tasarlanmış ve üretilmiş.

Çağdaş bir tasarımla yorumlanan bu modelde ilginç bir ayrıntıya işaret edeyim; “araç sahipleri istedikleri sanat eserlerini” aracın konsolundaki tek bir cam levha arkasına konumlandırabilecek...

Markanın mimari ve kökensel değerlerine bağlı kalınmış.

Alüminyum yürüyen aksam üzerine oturtulmuş ilk model.

Daha sağlam, hafif ve sessiz... “Dünyanın en sessiz otomobilini” yaratmak için çaba gösterilmiş. Yüksek ses emici materyaller kullanılmış.

Bütünüyle yeni 6.75 litrelik ikiz turbo V12 motoru, yeni Phantom’un kalbinin sessizce atmasını sağlıyor. Eskisine göre yüzde 30 daha dinamik. 

İstanbul Rolls Royce Motor Cars müdürü Hilal Aysal, “Bu model, markanın DNA’sını, nostaljisini ve teknolojisini tam anlamıyla yansıtıyor. Markanın kilometre taşı” dedi. Şimdi ısmarlanırsa ancak 6 ay sonra teslim ediliyor. 

Türkiye ön sipariş kabulü zaten 2019’a kadar dolmuş durumda. Fiyatı vergiler dahil 1 milyon 406 bin euro...

Teşekkürler Ferda Bakay Saka...

Etiketler