'Şimdi cennete daha yakınsın'

Bugün Annesinden Mahsun'a: Üstelik bu, yaşamı boyunca sinema salonunda gördüğü ilk filmmiş.Faika Hanım, sadece Zazaca bildiği için Mahsun, film boyunca annesine fısıldayarak tercümanlık yapmış.Ve bir ilginç not daha...Faika Anne, bir ara Mahsun'un babası Ahmet rolündeki Arif Erkin'in filmdeki ölüm sahnesi üzerine sormuş:"Bu ölen kim?"Mahsun "Filmdeki babam" diye izah etmiş.Ve annenin yorumu:"Senin asıl baban daha yakışıklıydı..."Mahsun Kırmızıgül, bugün Kanal D'de yayımlanacak olan ŞEFFAF ODA'da konuğum. Annesiyle ilgili olarak yukarıdaki satırlarda yansıttığım sahneleri anlatırken gözleri bulutlanmıştı.Mahsun, ailenin 18 evladından biri...Ancak... Annesini, kardeşlerinin hiçbirine bırakmıyor. Mahsun Kırmızıgül'ün annesi Faika Hanım, oğlunun yaptığı ve oynadığı "Beyaz Melek"i gördükten sonra "Mahsun, şimdi cennete daha yakınsın" demiş. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu da konuğumuz oldu.Konusuna hâkim.Çocuk Esirgeme Kurumlarındakilerin "Nimet Ablası..." Huzurevlerindekilerin ise "sevgili kızı..."Onun yurtiçi ve yurtdışı gezileri, giysileri, oğlunun eğitimi... Tüm özellikleri yakından takip ediliyor."Sosyal Devlet" ilkesi gereği, bakıma muhtaç yaşlılara, engellilere, asgari ücret tutarı kadar "evde bakım maddi katkısı" yapılıyor.Çocuklar için de benzer katkılar var.Yelpaze genişlemekte.Bakan Nimet Çubukçu, 2007'de çıkan "evde bakımı yapılan yaşlılar için mali katkı yasasının yeterince bilinmediğini, ancak Beyaz Melek filmiyle birlikte toplum belleğine yerleştiğini" söyledi."Sanatçıların katkılarına ihtiyacımız var" dedi. Yasalara isim Yıldız Kenter'in annesi "İngiliz"miş. Babasıyla evlenip Müslüman olmuş. Adını, Olga Cynthia'dan, Nadide'ye değiştirmiş.Nüfus memuru bakmış, adı Nadide ama doğum yeri Londra..."Hadi canım böyle şey olur mu? Doğum yeri Bandırma herhalde" demiş ve nüfus kâğıdına doğum yeri olarak Bandırma kaydedilmiş. Nadide hanım da evini neredeyse huzurevi haline getirmiş.Evsiz kim varsa alır, aylarca konuk edermiş.Kediler köpekler dahil... Kenter pansiyon Böylesine pırıltı, bu kadar gizli kalabilir mi?Kaldı.Haftanın başında pazartesi gecesi Tophane-i Amire'de Louis Vuitton'un patronu Bernard Arnault şerefine bir gece düzenlendi.Herkes, Louis Vuitton mağazasının açılışı için gelen ünlü manken Eva Herzigova'yla, Louis Vuitton mağazalarına kimlerin geldiği ve neler aldıklarıyla uğraşırken bu özel gece "çok özel" kaldı. Sadece 60 davetli vardı.Konuklar tek ve uzun bir masa etrafında ağırlandılar.19 metrelik altın varak masa 3 gün boyunca yerinde varaklandı. 4 kat varak yaprağı işlendi. Davetlilerin oturduğu Arne Jacopsen sandalyeler 1 geceliğine Almanya'dan getirildi.Zemine 5 metre eninde 47 metre uzunluğunda siyah bir halı döşendi.Louis Vuitton Müzesi'nden getirilen ve dekor gibi kullanılan 11 adet antika sandık, özel eldivenler giyen bir ekip tarafından yerleştirildi. Üzerlerine 11 nokta ışığı odaklandı.Zemin ve duvarlar 850 yağ kandiliyle aydınlatıldı. Girişi ise 32 meşale aydınlatıyordu.Isıtmalar, 4 gün ve gece sürekli çalışarak mekânı o geceye hazırladı. 19 METRE ALTIN VARAK MASA Ve damak tadı Mönüyü 3 Michelin Yıldızlı dünyaca ünlü şef Philip Rochart hazırladı.Yemek ve servis, The Marmara Otel tarafından karşılandı.Tophane-i Amire'nin arkasında 72 metrekarelik tam teşekküllü bir mutfak çadırı kuruldu. Konuklara dünyanın en pahalı şarabı olan Chateau d'Yquem servis edildi. (Türkiye bu etiketle, Uzan'ların Kav'ı açıklandığı zaman tanışmıştı.) Böyle özel geceleri Louis Vuitton'un tasarımcıları konsept olarak öngörüyorlar. Uygulama ve yerel özelliklerle harmanlama ise organizasyonu üstlenen kuruluşlara ait.Örneğin... Bu çok zorlu işin üstesinden gelen Kerim Sabuncuoğlu'nun Mass Production firması, yerel özelliklerle bir dizi katkısının yanı sıra 850 yağ kandilini kullanarak bir fark ortaya koymuş."Marifet iltifata tabidir" deyip yazdım. AMERİKAN GANGSTERİ Türkiye'de en duyarlı konulardan biri askerle ilgili yayınlardır.Son Dağlıca baskını için yayınların üzerine hiç değilse bir süre için şal örtüldü. Hrant Dink'in katli bağlamında jandarmaya uzanan kuşkular da düşündürücü.Gösterime giren "Amerikan Gangsteri" filminde de aynı duyarlılık işleniyor.Siyah bir gangster şefi olan Frank Lucas (Denzel Washington) New York polisinin ele geçirdiği eroinleri, katkı maddeleriyle çoğaltıp el altından New York çetelerine sattığı dönemde, eroini saf olarak Vietnam'daki menşeinden alır.Bazı ABD'li üniformalıları satın alarak askeri uçaklar içinde ABD'ye getirtir ve teslim alır.New Yorklu dürüst bir polis olan Richie Roberts (Oscarlı Russell Crowe) bu tezgâhı tespit eder.Vietnam'dan gelen ve eroin taşıyan bir askeri uçak için arama izni çıkartır.Arama sırasında üstlerinden "Bunca yıl Vietnam'da şehit düşenleri, çarpışanları, gazileri, tüm silahlı kuvvetleri kamuoyu önünde küçük düşürmek mi istiyorsun?" diye azarlanır.Elbette ne ABD silahlı kuvvetleri ne de TSK, birkaç "kötü" nedeniyle bir genellemenin konusu olamazlar.Ancak...İşte böyle 3-5-10 "çürük", en saygın kurumları zorda bırakabiliyor. Geçen hafta bu köşede Madımak Oteli'ni ateşe veren ve aydınları diri diri yakan gözü dönmüş kalabalık için "mürteci" diye yazmıştım. Sehven "mülteci" olarak yayımlandı. Düzeltiyorum.Aslında bir bakıma da eğrisi doğrusuna denk gelmiş.Çünkü... Sonradan ortaya çıktı ki, elebaşılar Sivas'a başka illerden sırf bu katliamın tahrikçiliğini ve tetikçiliğini yapmak için getirtilmiş.Bu olayları Sivas üzerine yıkmak sadece bir tezgâhtır. gunericivaoglu@milliyet.com.tr MÜLTECİ - MÜRTECİ