Tencere ve gerekçe

Deneyimli bir kamuoyu araştırmacısı “AK Parti seçimlerde neden kaybetti” sorusu üzerine bir dizi sebep sıraladı.

Sonra da asıl sebep “tencere” dedi.

Yani ekonomi...

Yani 31 Mart ve öncesinde el yakan fiyatlar.

AK Parti’nin “tanzim satışları” bile ateşi düşürme çabalarına rağmen etiketler önemli etken oldu.

Düşünün ki kriminal vaka gibi polis “soğan stoku baskınları yaptı.”

....................

Bir seçim kampanyası sırasında merhum Süleyman Demirel sohbetimizde “sadıklardan ümitli olduğunu” söylemişti.

İyimserliğini de şöyle açıklamıştı:

“Mitinglere gelen halka bakıyorum kimileri çocuklarıyla geliyor, çocukların yanaklarının rengi iyi, üstlerindeki giyecekler düzgün.

Bunlar işarettir...”

Bir de Demirel’in “tencerenin götüremeyeceği iktidar yoktur” söylemini hatırlatayım.

Latin Amerika’da kadınların “tencere kapaklarına kaşıklarla vurması” ekonomik protestonun simgesidir.

.....................

Haziran sonları ve Temmuz ayı meyve sebzenin bollaştığı, çarşı pazarda fiyatların düşüşe geçtiği aylardır.

Havaların ısınması sebebiyle “yakacak giderleri” bir süre için sorun olmaktan çıkmıştır.

Yaz iyimserliğinin psikolojisini de ekleyin.

Bu nedenlerle 23 Haziran’da “tencere faktörünün 31 Mart kadar AK Parti’nin karşısında olacağı” söylenemez.

Bununla beraber...

ABD-İran gerginliği, İdlib’den yeni göç dalgaları, ekonomi baronlarının neler yapacağının hiç belli olmadığı, dolar ve euro da sürpriz sıçramalar gene de bir ihtiyat payını gerektiriyor.

Ama...

Gene de “tencere” faktörü kadar belirleyici katsayı oluşturmazlar.

......................

Diğer faktörlere gelince...

“Marjinal” denebilecek küçük oyların büyük sonuç üretebileceği bir seçim bu.

SP’nin aday göstermesi...

AK Parti’li küskünler çekirdeğinin kabuk çatlatmaması için “Davutoğlu parti kurdu kuruyor” söylentilerinin diri tutulması...

“Ali Babacan da parti kurabilir” fısıltısının yaygınlaşması...

“11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bu yeni parti projelerinin arkasında olduğu” algıları...

DSP’nin aday göstermemesi...

Bunlar Ekrem İmamoğlu’nun “CHP+İYİ Parti” oy tabanına marjinal oy getirileri.

Bir de -hiç marjinal sayılmaması gereken önemli bir oran karşılığı olan- HDP’nin aday göstermemesi...

......................

AK Parti nereye oynayacak?

“Mevsim ve fiyatlar” handikapı inişte...

Ayrıca...

İstanbul’da “MHP’lilerin yüzde 30’unun Binali Yıldırım’a oy vermediği” kamuoyu araştırmalarının bir sonucu.

Bahçeli kampanya boyunca İstanbul’a kamp kurarak bu yüzde 30’u da Cumhur İttifakı adayı Binali Yıldırım’a kazandırmakta kararlı.

“Şehirdeki Karadenizlilerin oylarını alan İstanbul’u kazanır” gibi bir inanışa işaret edeyim.

Trabzon’lu İmamoğlu “uşağum” faktörü denebilecek İstanbul’daki Karadenizliler psikolojisini sandıkta yanına almıştı.

Erzincan’lı Binali Yıldırım, Karadeniz kökenli Recep Tayyip Erdoğan’a rağmen bu Karadeniz akımını kendi yanına çekememişti.

Bu kez “Karadenizlilik damarına” daha fazla yoğunlaşılacak.

Elbette İstanbul’da en fazla nüfus bileşenini oluşturan 22 ilin hemşehrilik ilişkilerine de o illerin milletvekilleriyle çıkarma yapılacak.

İstanbul’daki “muhafazakâr Kürt” seçmenin tedirgin olduğu ve sandığa gitmediği gerçeğinden hareketle bu kesimin oylarını aktive edecek yaklaşımlar göreceğiz.

.......................

YSK kararı gerekçesi ve diğer 4 üyenin muhalefet şerhleri açıklandığında çok bilinmeyenli denkleme en belirleyici bir terimi daha devreye girecek.

“Tencere” faktörü gibi bu seçimde de “YSK faktörü” ağırlıklı olacak.

İstanbul seçmeni “mağdurun adresini” yazacak.