Yerli/milli “çıpa”

IMF ile CHP ve İYİ Partililerin görüşmüş olması siyasetin tartışmalar gündeminde.

Dün ciddi haber kanallarından birinde bu konu tartışılıyordu.

Ya iktidar?

AK Parti’nin “İMF ile bir anlaşmaya kesin karşı olduğu” çok kez vurgulandı.

Hem de bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından.

.....................

İMF ile anlaşma bir ülke ekonomisi için “yolun dibindeki son çıkıştır.”

Başka çare kalmadığında o yola sapılır.

Bunu yapan iktidarlar için bu anlaşmalar hiç de “tekin” değildir.

....................

Tarihten bir yaprak...

1970’li yılların sonlarına doğru CHP, Süleyman Demirel’in AP’sinden Meclis’teki sandalye eksiğini tamamlayan 13 transfer yapmıştı.

Hepsine bakanlık vererek pamuk ipliğine bağlı bir hükümet kurmuştu.

Ekonomi felaketti.

Demirel’e 1 yıl kadar sonra tekrar iktidar olduğunda “enkaz devraldık” dedirtecek haldeydi.

Döviz yoktu...

Akaryakıt hatta tereyağı ve ampul bile yoktu.

Ayrıca...

Sağdan ve soldan terör örgütleri oluk oluk kan akıtıyordu.

O günlerde Süleyman Demirel ile gazetem için bir söyleşi yapmıştım.

“Siyasal kehanet” gibi bir “öngörüde” bulunmuştu:

‘Ecevit’in iki açmazı var.

Bunlar onu iktidarda tutamaz, gidicidir.

1- Ülke kan gölüne döndü. Sıkıyönetim ilan etmekten başka çaresi yok.

Sıkıyönetim ilan ederse de gider, etmezse de gider.

2- İMF’yle anlaşmak zorunda.

Anlaşırsa da gider, anlaşmazsa da gider...’

Dediği de gibi oldu.

Demirel, Necmettin Erbakan’ın partisinin dışarıdan desteğiyle “azınlık hükümeti” kurarak geri geldi.

“Sıkıyönetim” için “açmaz” iddiasına girmiyorum.

Çünkü konumuz “İMF...”

......................

İMF’yle anlaşma yapan ülkeler “çelik mengene” içine kıstırılır.

İMF sıktıkça sıkar.

Tabii...

Sıkılan, suyu çıkarılan da “millet”tir.

Toplumun canı burnundan gelir.

Kemerler sıkılır.

Tasarruf... Tasarruf... Tasarruf...

Ücretler ve maaşlar içinde bulunulan yılın yüksek enflasyonuna değil, bu tasarruf tedbirleriyle indirilmesi planlanan gelecek yılın “düşük enflasyon oranına” göre düzenlenir.

Yatırımları fren yapılır.

“İşsizlik” yükselir.

İthal ürünleri vergilendirileceği için fiyatları yükselir.

İMF bütün alacak ödemelerini kontrol eder.

Aylık, 3 aylık, 6 aylık raporlarla ülkeyi yöneten iktidarlara ayar verir.

Vermesi gereken para katkısını gıdım gıdım serbest bırakır. Kendi uzmanlarının (komiserlerinin) anlaşma yapılan ülke ekonomisi için performans notlarına göre damla damla serbest bırakır ya da tutar.

Dedim ya “İMF’yle anlaşma tekin değildir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da İMF lafı edildiği anda tepesinin atması çok doğal.

“İMF’ye olan borçların tamamını biz ödedik” söylemi de bu “İMF alerjisini” yansıtmakta.

.......................

Buna karşılık bazı zorluklar yaşayan ülke ekonomilerinin yabancı sermaye ve kredi akışını sağlamak için uluslararası piyasalara “referans” oluşturan “çıpaya” ihtiyacı olabilir.

İMF bunlardan biridir ama en az istenenidir.

AB’nin “Kopenhag kriterleri” ise bir diğer “çıpa.”

Türkiye ekonomisi bu ikisini de yadsıyor.

.......................

Yargı reformu ve diğer bir dizi önlemle ve düzenlemeyle Türkiye’nin iddiası “kendi Kopenhag kriterlerini” hayata geçirmek.

Dünya’da döviz bolluğu yaşanırken bunun bir kısmını Türkiye’ye akıtabilmek için “çıpasını kendi üretme” planını uyguluyor.