Yüreğimiz yandı

Erbil’de dün bir diplomatımız kahpece şehit edildi.
Şehidimize rahmet, ailesine, Dışişleri camiasına ve milletimize başsağlığı diliyorum.
Şu satırlar yazılırken bu sinsi ve hain saldırının arkasında kim, kimler ya da hangi örgüt var henüz üst-lenen olmamıştı.
Ancak...
Kuşkular “failin PKK olduğu” yolundaydı.

.......................

Bir süredir “Pençe Harekâtı” ile Kuzey Irak’taki PKK silah ve lojistik yerleri, PKK’nın barınakları vurul-makta.
100’e yakın PKK’lı etkisiz hale getirildi.
Ve...
Kırmızı listede olan bir en üst düzey PKK yöneticisi de öldürüldü.
PKK bu kayıpları ve alan hakimiyetini kaybetmekte oluşu nedeniyle bir “ses getirecek eylem koy-mak” istemiş olabilir.
Bunu henüz üstlenmeyişinin nedeni uluslararası hukuk tanımları üzerinde tam bir uzlaşıya varılmış olmamakla beraber esas unsur olan “sivilleri vurmamak” kapsamına girmemektir sanıyorum.
Şehit edilen diplomatımız sivildir ve bunun da ötesinde hedef alınması, eylemi “terör suçu” tanımı-nın -tartışmasız- karşılığıdır.
Ne yazık ki...
“Sivil örgütlerin meşru güvenlik güçlerine karşı silah kullanması” halini “terör kapsamına” almak için başka şartları da arayan -azınlık- görüşler var.
Ama...
Dün Erbil’deki bir restoranda diplomatımızı yemek yerken şehit etmek her türlü tartışmanın, başka şartlar arayışının dışında kelimenin tam anlamıyla “terör suçudur.”
Eylemi koyan cani PKK mensubu ya da PKK’nın tetikçisiyse uluslararası hukuka bu örgüt için “bir su-çüstü” durumu yaratmıştır.

.......................

Başta ABD olmak üzere Batı ülkeleri tarafından Suriye’nin kuzeyinde muhatap alınan, desteklene-rek, ABD ve Batı’nın Suriye’deki kara kuvvetiymiş gibi algılar üretilen PYD/YPG/SDG’nin beyni de omurgası da PKK’dır.
Bu rezil eylemle PKK kendi ayağına da kurşun sıkmış oluyor.

.......................

Bu hain saldırı Kuzey Irak Özerk Kürt Yönetimi’ni de rahatsız etti.
“Bağımsız Kürt Devleti” girişiminin karşısında tavır alan Türkiye’nin de katkısıyla o yol kapandı ama ilişkilerimiz de gerilmişti.
Son zamanlar da “onarım süreci” yaşanırken başkent Erbil’deki suikast elbette tedirgin edici.
Bağdat’taki Mesud Barzani ve Avrupa’daki Neçirvan Barzani saldırıyı öğrenir öğrenmez “Erbil’e der-hal dönme” kararı aldılar.
Olaya ciddiyetle yaklaştıklarını ve Türkiye’yle ilişkilere özen gösterdiklerinin işaretini verdiler.

.......................

Bölgeyi çok iyi bilen deneyimli gazeteci Çetin Çetiner’in anlattığına göre aslında “Erbil güvenli bir kent.”
Bağdat’ta diplomat konutlarının ve büyükelçiliklerinin yer aldığı “güvenli yeşil bölge” gibi bir ayrı böl-geye Erbil’de ihtiyaç duyulmamış.
Hain saldırının gerçekleştiği yöreye bakıyorum, 22 yıl öncesinden hatırladığım harabe bir kasaba gö-rüntüsüyle hiç ilgisi olmayan “modern ve bakımlı” bir kente dönüşmüş Erbil.
Bulvarlar, modern binalar, uluslararası marka oteller, lüks alışveriş mekânları, yüzlerce güvenlik ka-merasıyla 7/24 gözetlenmekte.
Menfur saldırının yapıldığı Türk lokantası da orada.
Bir taziye dönüşü ani karar alarak yanındaki iki konsolos görevlisiyle diplomatımız bu lokantaya gir-miş.
Yani...
O diplomatımızın şahsını hedef alan planlanmış bir saldırı olamaz. Ama...
Erbil’deki Türk iş adamlarının, gazetecilerinin, diplomatlarımızın uğrak yeri olduğu için kısa süre önce bir kararla “İlk gelen diplomatı vurun” talimatının verilmiş olması ihtimali ağır basıyor.
PKK, kaybetmek olduğu psikolojik konumunu kurtarmak için öyle görünüyor ki bu tür gaddar ve sinsi saldırıları sürdürebilir.
Yel, kayadan ne koparabilir ki?
Ama...
Şehitlerimiz yüreğimizi yakıyor.