Zor ki ne zor...

Eklenme Tarihi05.04.2016 - 2:30-Güncellenme Tarihi04.04.2016 - 23:31
Kayınpe-derim Em. Büyükelçi Faik Zihni Akdur, Arnavutluk’ta doğmuş. (Flaşe)
Balkanlar’ın hali malum.
Aile Selanik’e göçmüş.
Liseyi orada bitirmiş.

Selanik’teki diğer Müslümanlarla birlikte İstanbul’a gelmişler.
Göçün dramını yol boyunca yaşayanlardan.
Sonra Dışişleri Bakanlığı’na -kendi deyimiyle- “intisap etmiş.”
Fransa’da Hariciye memuruyken Sorbonne Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş.
Pek çok Avrupa ülkesinde ve bu bağlamda savaş yılları boyunca Moskova’da büyükelçiymiş.
Dönemin ünlü Dışişleri Bakanı Molotof’un sabaha karşı çağırıp “Rusya’nın tehditlerini bildirdiğini” anlatırdı. Abdülnasır Mısır’ıyla Türkiye ilişkilerinin netameli olduğu yıllarda da Kahire Büyükelçisi’ydi. 
Son görevi de Paris Büyükelçiliği’ydi.
Anılarını zevkle dinlerdim. 
Diplomatlar bulundukları ülkelerde temsil ettikleri devletin ve milletin avukatlarıdır. Faik Zihni Akdur bu misyonu yarım yüzyıla yakın süre inançla sürdürmüştür. 
Atatürk ve İsmet İnönü hayranıydı.
“Onların, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş olmasını tarihin akışını değiştiren ulvi bir millet hizmeti olduğunu” söylerdi.
Konuşmalarını genellikle şu cümleyle noktalardı:
“Allah kimseyi vatansız koymasın. ‘Vatansızlık (haymatlos)’ yaşanabilecek en ağır durumdur. Atatürk’ün sayesinde bağımsız vatanımız oldu. İkinci Dünya Savaşı’nda İsmet Paşa da (İnönü) harikulade dış politikasıyla Alman ya da karşıtı Rusya’nın işgalini önledi, Türkiye’nin bağımsızlığını sürdürmeye muvaffak oldu.”
Bu söylemi beynime ve yüreğime kazınmıştır.
Bağımsız Türkiye birinci önceliğim ve tutkumdur.
Eşim Canan, o da büyükelçilik yapmış olan kardeşi Doğan Akdur ile ablaları çocukluklarından itibaren babalarından sık sık bu söylemi dinleyerek büyümüşlerdir. İçselleştir-mişlerdir.
.......................
Dün Dikili’ye, Midilli Adası’ndaki -Türkiye’den kaçak gitmiş- 202 göçmen iade edildi.
Çoğu Afganistan, Pakistan ve Irak’tan kaçanlardı.
2’si ise kendi istekleriyle dönen, “Yunanistan’a sığınma başvurusu yapmamış” Suriyeli...
Daha binlerce Suriyeli Yunanistan’dan Türkiye’ye iade edilecekler.
“Onların uçakla doğrudan Adana’ya indirilecekleri ve kamplara konulacakları” açıklandı.
Yani...
Statüleri -bir anlamda- “haymatlos (vatansız)...”
Yaşamlarına ve psikolojilerine “empati” yapıyorum.
Yüreğim sızlıyor.
Doğup büyüdükleri, okudukları, çalıştıkları, toprak ekip biçtikleri, düğün dernek yaptıkları vatanları neredeyse “el uzatsalar dokunacakları” kadar yakın. Fakat...
Çadırlarda, konteynerlerde tıkış tıkışa olacaklar.
Devletin, STK’ların yemek paketleriyle, hijyen malzemeleriyle daracık mekânlarda 8-10 kişi bir arada yaşam yükünü tüm acılarıyla paylaşacaklar.
Bebekler bu ortamda dünyaya gözlerini açacak.
İlk sesleri olan “ağlamak” ne yazık ki kampların gerçeklerini yansıtacak.
Ne zaman sona ereceği belli olmayan bir çile bu.
Türkiye’nin fedakârlığı ve konukseverliği elbette önemli.
Ama... “Vatansızlık” acısına merhem değil.
Kamplar bir yana Türkiye’nin her tarafına dağılmış 3 milyona yakın Suriyeli sığınmacı da aynı kara yazgıyı paylaşmakta.
Zor ki ne zor...