Güneş Bey'le paralı kahvaltı

Güneş Bey'le paralı kahvaltı

Yavuz DONAT

DÜN yazmıştık, her zam karşısında Erzurumlu beddua ediyor diye.
Ve sormuştuk:
- Erzurumlu kimlere beddua ediyor? Beddua ettikleri arasında Güneş Taner de var mı?
Salı, sabah saat 09.30.
Güneş Taner çoktan kalkmış.
Dedi ki "hayır, Erzurumlu bana beddua etmiyor."
- Ya kime ediyor Sayın Bakan?
Bakan dedi ki "2500 dolar rica ediyorum."
- Ne doları?
- Geçenlerde konuştuk, bin dolar borçlusun. Şimdi konuşacağız. 1500. Topla, 2500 dolar.
- Bugün neden 1500 dolar?
- Evde konuşuyoruz. Üstelik kahvaltılı.
- İyi ama ekmeği ben yanımda getirdim.
Gerçekten de sabah sıcak sıcak ekmek almıştık.
"Güneş Bey, vatandaş bu ekmeği bulmakta zorlanıyor. Vatandaş çok bunaldı" demek için.
Taner:
- Vatandaşı bunaltan enflasyon. Geçen defa Bakan olunca "enflasyon benim şahsi meselem" demiştim. Şimdi daha ileri gidiyorum: Enflasyon benim hayati meselem.
- Yani?
- Bu enflasyon canavarı benim yabancım değil. Keratayı iyi tanıyorum. Ya o beni yiyecek ya da ben onu yiyeceğim.
* * *
KONUŞURKEN gözümüz salondaki sehpaya takıldı.
Daha doğrusu sehpanın üstündeki kılıçlara.
Hepsi antika... Bir servet...
Güneş Taner'i dinlerken, bir yandan da cep telefonunun tuşlarına basmaya başladık.
Bakan:
- Kimi arıyorsunuz?
- Kültür Bakanı İstemihan Talay'ı.
- Niçin?
- Bir işim var da... Özel.
- Çok mu özel?
- Evet, "birini" ihbar edeceğim.
- Kimi ve niçin?
- Sizi... Evinizde "tarihi eser" bulundurduğunuz için.
Güneş Bey ayağa kalktı:
- Arkadaş benim koleksiyoncu belgem var. Bunların hepsi kayıtlı, kuyutlu. Ve tek tek yurt dışından6 bulup getirdim.
Kılıçların yanına gittik.
Hepsi de "Osmanlı kılıcı."
Güneş Taner:
- İkiyüz yıl öncenin Smith Vesson'u bunlar... Bugün Baretta, Kolt, Magnum neyse, bu kılıçlar da eskiden öyleymiş.
Kültür Bakanı'nı bulamadık.
Ancak gazeteyi arayıp, Ümit Bektaş'ı çağırdık.
Bakan kılıcı eline alınca, Ümit deklanşöre bastı.
Güneş Bey hemen bize döndü:
- On bin dolar daha...
- Bu ne parası?
- Kılıçla resim çektirme parası.
* * *
GÜNEŞ Taner'in evindeki çalışma masasının üzeri "hesap, kitap, çizelge, rapor" dolu.
Bunlardan biri "emekliliğe" dair.
- Güneş Bey, emeklilik yaşı ne olacak?
- Uganda'da bile emeklilik yaşı bizden yukarda.
- Bizde kaça çıkacak?
- Henüz karara bağlanmadı ama... Ben "doğrusunu" söyleyim mi?
- Lütfen.
- Erkekte 60, kadında 55.
- Yapabilecek misiniz?
- Yapmak şart.
- Ya "oy endişesi" gündeme gelirse.
- Bu iş oy meselesi değil. Zaten oy diye, diye popülizm diye diye sistemi batırmışız. Emekli yaşı yukarı çekilecek, sigorta sistemi güçlendirilecek ve sonra da emekli olan insan "emekli maaşı ile insan gibi yaşar hale" gelecek.
* * *
BİR de "zorunlu tasarruf fonu" konusu var.
Sahi, o iş nasıl çözülecek?
Güneş Taner:
- Üzerinde çalışılıyor.
- İçinden nasıl çıkacaksınız?
- Henüz karara varmadık.
- En uygun çözüm nedir?
- Doğrusunu söyleyim mi?
- Lütfen.
- Madde bir, bu sistemden çıkalım. Madde iki, zorunlu tasarruf primini maaşa ekleyelim ve her ay ödeyelim.
- Güneş Bey ya birikmişler ne olacak?
- Altı ayda, altı eşit taksitle öderim.
- Faizi?
- Hayır, faiz vermem.
* * *
GÜNEŞ Bey'le "zamları konuşmak için" buluşmuştuk.
Ama bugünlük bu kadar.
Dizilerdeki gibi "arkası yarın."
Güneş Bey:
- Madem arkası yarın, öyleyse iki kat ödeme yapacaksın.
Ve bu arada "maaşından kestireceğim" diye gazetenin telefonunu çevirmez mi...

Yazara EmailY.Donat@milliyet.com.tr

18 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber