Kapalıçarşı'da "işler kesat"

Kapalıçarşı'da "işler kesat"



Kapalıçarşı'da yabancı turistlere halı - kilim satan küçük mağazanın önündeki hasır iskemlerden birine çöktüm. Karşı sıradaki çay ocağının önündeki hasır iskemlelerde ise, beş orta yaşlı yabancı turist kahve içiyor.
Halı mağazasının sahibi deneyimli bir çarşı esnafı. "Bombalar yabancı turistleri ürkütür mü?" diye sordum... "Hocam" dedi... "Güvercinler cami avlusunu doldurur. Cıvıl cıvıl etrafa neşe saçarken bir çocuk uyduruk bir mantar tabancasını patlatır. Pat sesi duyulur duyulmaz, güvercinler havalanır. Cami avlusu bom boş kalır..." Sonra ekledi, "...Bilmem anlatabiliyor muyum?" Karşı sırada çay ocağının önünde oturan yabancı turistleri işaret ederek "O kadar da değil... Bakınız karşıda oturanlar var" dedim... Deneyimli esnaf güldü... "Güvercinler havalanır dedi isek... Hepsi de değil... Yaşlısı var, sakatı var... Yabancı turistin de yaşlısı var, ucuzcusu var... Bunlar yaşlı ve ucuzcu... Şu anda İstanbul'da kalan yabancılar, yaşlılar, ucuzcular ve de casuslar..." Ne demek istediğini anlayamadım... Fazla da kurcalamadan "Allah'a ısmarladık" diyerek ayrıldım.
Kapalıçarşı'ya bir şey almak için değil, bombalardan sonra durumu görmek ve öğrenmek için gitmiştim.
Çarşıya Kılıççılar Kapısı'ndan girdim. Kapının önündeki "Ayaklı Borsa" üyeleri, her neden ise, pek faal idi... Halkımızın "Tahtakale" diye adlandırdıkları, "serbest döviz piyasasının bu aktif oyuncuları", ellerinde cep telefonları, bağıra bağıra fiyat oluşturuyorlardı.
O sıralarda Amerikan doları "60 - 64" idi... Açık anlatımıyla l milyon 460 binden alınıyor, 1 milyon 464 binden satılıyordu. Sarraflar ise Cumhuriyet altını için 127 bin lira fiyat veriyordu.
Kuyumcular Caddesi'ndeki dükkan sahipleri kapının önüne çıkmış, müşteri bekliyordu. Müşterisi olan pek az dükkana rastladım.
Kapısında "Angel Old Jewellery" yazılı kuyumcunun vitrinindeki "ninemin - anamın kullandığı tür takılar" dikkatimi çekti. Kapının yanında duran dükkan sahibi içeri buyur etti. İsmi Garo (Orhan) Giyimli imiş. Garbis Sakaryan gibi eski Ermeni ustaların geleneğini sürdürüyormuş. Ninelerimizin "Gül Küpe"lerinin aynını yapmış. Taşına göre 400 milyon lira ile 4 milyar liraya satıyor. Beğenimi ifade ederek yola devam ettim.
Sandal Bedesteni'ne girdim... Eski mücevher satan, antika eşya satan dükkanların hiçbirinde, bırakınız yabancı turisti, yerli müşteri de yoktu.
Halıcılar Kapısının önündeki bir antikacıda üzeri "ay yıldızlı savatlı" bir gümüş tütün tabakası gördüm. "Çok yorgun" (yıpranmış) idi ama pek beğendim. 350 Milyon TL istediler... Alamadım. Aklım kaldı...
Fes Kahve'nin karşısında doğal dokumaların satıldığı "Abdulla"ya uğradım. Metin Tosun'a merhaba dedim. Yol üzerinde "Atalay" mağazasındaki "patch - work" türü kilimlerin renk uyumuna hayran oldum.
Kapıdan uğrayarak sohbet ettiğim mağaza sahipleri, "Bırakınız Bayram arifesini, normal bir cumartesi gününde Kapalıçarşı bu kadar tenha olamaz... İlk bomba ile müşteriler azaldı, ikinci bomba insanların ayağını kesti... Allah'tan turizm mevsimi sona ermişti... İnşallah başımıza bir başka bela gelmez... Dört ayda belki toparlanırız" dediler.