Noel Baba’nın Anadolu’da doğup öldüğünü anlatarak Türkiye’yi tanıtmayı beceremiyoruz

Eklenme Tarihi31.12.2008 - 0:15-Güncellenme Tarihi31.12.2008 - 0:16

Her Noel, Türkiye’nin tanıtımı konusunda büyük bir fırsat kaçırırız. Türkiye’nin tanıtımı konusunda sahip olduğumuz hazineyi unuturuz. Bu hazine bir yanda dururken Turizm ve Tanıtma Bakanı’mız 100 milyon YTL’lik bir bütçeyle “Sivaslı Cindy” unvanıyla Türk gazetelerinde resmi yayımlanan hanımın fotoğraflarıyla Türkiye’yi dünyada tanıtmaya çabalar.
Dünyanın her köşesinde milyonlarca insanın Noel kutlamalarında sembol haline gelen “Noel Baba”nın Türkiye’de doğduğunu, mezarının Türkiye’de olduğunu anlatarak Türkiye’nin yaygın şekilde tanıtımını bugüne kadar beceremedik. Yabancıların, “Santa Claus” olarak adlandırdıkları Niko Efendi. 
245 yılında bugünkü Fethiye kasabasının ötesindeki Patara şehrinde doğdu. O yılların en önemli devletlerinden Likya’nın başkenti “Xanthos”ta (bugünkü Kınık) eğitim gördü.
Hıristiyanlar arasındaki âdete uyarak Kudüs’e gidip döndü. Myra (bugünkü Demre) şehrine yerleşti. 326 yılında da burada öldü.
Niko Efendi din adamı değildi, ama papazlar onu Myra piskoposu seçince, Niko Efendi “St. Nicholas” olarak ünlendi. St. Nicholas yaşamı boyunca yaptığı iyiliklerle insanları mutlu kıldı. Demre’yi kıtlıktan, gemicileri kazalardan, masum insanları  kötülüklerden kurtardı. 

İyilik yapan unutulmuyor
Üç kızı olan adama yaptığı iyiliğe benzer iyilikler yaptı. Patara kasabasında, üç kızı olan son derece yoksul bir aile yaşıyordu. Üstelik üç kız da evlenmek istiyordu. Fakat düğün yapabilecek kadar paraları olmadığı için de hiçbiri evlenemiyordu. St. Nicholas ailenin durumunu öğrendi ve onlara yardım etmeye karar verdi.
Bir gece fakir adamın evine giderek bir kese altını pencereden içeri attı ve kimseye görünmeden uzaklaştı. Yoksul aile buna çok şaşırdı ve sevindi. Ancak St. Nicholas hediyesinin çok az olduğunu düşünerek üzülüyordu. Bundan dolayı ertesi gece bir kese altını daha pencereden atıp gene kimseye görünmeden uzaklaştı. Fakat henüz üç kızın da evlenmesi için yeterli altını verememişti.
Üçüncü gece, gene eve gitti. Ama pencereler kilitli olduğundan altın kesesini içeri atamadı. Dama tırmanarak altını bacadan içeri atmayı düşündü. O akşam erken saatlerde üç kız da çoraplarını yıkamış ve kurutmak için şöminenin yanına asmışlardı. St. Nicholas altını bacadan attığından çorapların birinin içine düştü. Bu altınlar sayesinde üç kız mutlu evlilikler yapabildiler ve çok iyi bir yaşam sürdürdüler. 

Denizcinin koruyucusuydu
St. Nicholas ölünce denize yarım saat uzaklıkta olan “Kale” bucağının yakınındaki tiyatronun bulunduğu yere gömüldü. Ünü ölümünden sonra da yaşadı.
Likya’ya gelen denizciler bir âdet geliştirdi. Lahdin üzerinden dökülen şarap St. Nicholas’ın kemiklerini ıslatıp, mezarın altından süzülürken şişelere konuldu. Bu şarabın her derde deva olduğuna, gemicileri kazadan koruduğuna  inanıldı.
1087 yılında  Cenevizli korsanlar lahdi açtı. St. Nicholas’ın kemiklerini İtalya’ya taşıdı. Bari’de adına inşa edilen bir lahit, ziyaretgâh haline getirildi. (St. Nicholas’ın lahdindeki kemiklerinin bir bölümü halen Antalya Müzesi’nde teşhir olunuyor.)
St. Nicholas’ın namı bu tarihten sonra Batı’da yayılmaya başladı. Adına birçok kilise inşa edildi.
Niko Efendi’nin, sonraki isimleri ile St. Nicolas’ın , Santa Claus’ın ismini kullananlar, isminden yararlanarak dünya kadar para  kazanıyor. Bizde Niko Efendi’nin Anadolu insanı olduğunu anlatarak Türkiye’yi tanıtmayı düşünen olmuyor.
(Sayın okuyucularıma 2009 yılında sağlık, huzur, başarı ve refah dileklerimi sunarım.)

Etiketler10