Yardım kurumlarında ‘şeffaflık’ ve ‘denetim’ önemli

Eklenme Tarihi26.09.2008 - 2:42-Güncellenme Tarihi26.09.2008 - 2:42

Gönüllü yardımlar eskiden “kişisel” idi. Kişi, çevresinde yardıma muhtaçları görür, onlara imkânı ölçüsünde yardım ederdi.
Günümüzde her alanda olduğu gibi yardımda da “kurumsallaşma” var. Kişiler, yardımlarını ihtiyaç sahiplerine kurumlar eliyle ulaştırıyor.
Yardım kuruluşlarının “şeffaf olmaması” ve de “denetlenememesi” sonucu bugüne kadar birçok yardım kurumunda, derneklerde ve vakıflarda “suiistimal” (kötü kullanım) örneği ortaya çıktı. Bu kötü örnekler cumhuriyet döneminde kurulmuş köklü yardım kuruluşlarıyla son yıllarda kurulmuş büyük destek görmüş bazı vakıflara güveni yok etti.
İyi niyetli insanlar, yardım yapma arayışında olan insanlar ne yapacaklarını bilemez oldu. Kurumsal yardımdan tekrar kişisel yardıma dönüş başladı. Birçok kişi “okutacak öğrenci arayışına, desteklenecek aile arayışına” girdi.
Yardımın kurumsallaşması hem yardımda bulunacak kişiler hem de yardımdan yararlanacak olanlar için önem taşır. Kurumsal (anonim) yardım, yardım alanın eziklik duygusuna kapılmasını önler.

Kadir Gecesi
Ramazan ayı Müslümanlar için düşkünlere, ihtiyaç sahiplerine yardımların yoğun olarak yapıldığı bir dönemdir. Özellikle Kadir Gecesi’nden itibaren bayrama kadar Müslümanlar zekât ve fitre mükellefiyetlerini yerine getirir.
Bu geceyi Müslümanlar “Kadir Gecesi” olarak kutlayacaklar. Kadir Gecesi Kuran’ın indirildiği gecedir. Kuran’ın 97’nci suresi olan “Kadr Suresi”nde,” Biz onu (Kuran’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik ”ifadesi yer alır. Fakat Kuran’da “Kadir Gecesi”nin hangi gece olduğu belirtilmemiştir. Müslümanlar hadislere dayalı olarak Ramazan ayının 27’nci gecesini “Kadir Gecesi” olarak kutlarlar.
Fitre
Fitre, Ramazan ayı içinde fakirlere verilen ve de en az miktarı din adamlarınca belirlenen sadakaya verilen isimdir.
Fitrenin “vacip” olması, o kimsenin “mükellef” olması için “akil ve baliğ olması ve de “nisap miktarı mala malik olması” gerekir. Nisap miktarı mal deyimi, kişinin ihtiyacı dışında, 200 dirhem gümüş veya 200 miskal altın veya bunların değerine eşit varlığa sahip olması anlamına gelir.
İstanbul Müftülüğü 200 dirhem gümüş veya 20 miskal altın miktarının karşılığını 80.18 gram altın veya 561.3 gram gümüş olarak belirlemiştir. 80.18 gram altının bu Ramazan’daki değeri 2.800 YTL’dir. Demek ki en az bu değerde varlığa sahip olan her Müslüman için fitre mükellefiyeti vardır.
İstanbul Müftülüğü fitrenin en düşük miktarını kişi başına 6 YTL olarak belirlemiştir. Müslümanların varlıklarıyla ölçülü olarak fitre mükellefiyetleri de büyür. Fitre, Ramazan ayı içinde en geç bayram namazından önce verilir. Bayram geçmiş olsa bile borç düşmez. Verilmesi gerekir. 

Zekât
Ramazan ayında genelde fitreyle birlikte yerine getirilmesi gereken bir diğer mükellefiyet zekâttır.
Zekât, Müslümanların sahip olduğu mal ve paradan, her yıl yoksullara dağıtmakla görevli olduğu “kırkta bir hissedir”. Kuran’da 32 yerde zekât konu edilir.
Zekât verecek kimsenin borcundan fazla varlığa sahip olması gerekir. Zekât vermede de varlık ölçüsü fitredeki gibi “nisap” miktarıdır.
Zekât, çaresizlere, borçlulara, parasızlıktan dolayı yolda kalmış olanlara, hali vakti yerinde olmayan öğrencilere, kardeş, amca, dayı, teyze, hala ve benzerleri akrabaya verilir.
Fitre ve nisap dağıtılırken niyet etmek yeterlidir. Yapılan yardımın fitre veya zekât niyetine yapıldığını söylemeye gerek yoktur.
Sayın okuyucularım, ihtiyaç sahiplerine imkânınız ölçüsünde yardımı ve desteği eksik etmeyin. Fitre ve zekâtınızı da imkân ölçüsünde yüksek tutunuz ki, ihtiyaç sahipleri mutlu olsun.

Etiketler