Deniz için depozito şart

Denizler plastik çorbasına dönmüş durumda. Mikro düzeye kadar parçalandıkları için bu kirliliği göremiyoruz ama balıkların dokularına kadar işlediği bir gerçek.

İçecek şişe ve kutuları, yağ şişeleri, çöp torbaları, yemek paketleri, şişe kapakları, oltalar, ağlar, izmaritler, eldiven, çizme, lastik, tabla, kutu, konteyner, ayakkabı, kıyafet, şişe, ampul, tabak, bardak, gübre, aeresol kutuları, otomobil parçaları, bilgisayar ekipmanları, monitörler, mobilyalar... Bunlar denizlerimizden çıkanlar. Bu yazıyı okumayı bitirdiğinizde, denize 3 kamyon çöp daha atılmış olacak. O yüzden artık eskisi gibi mavi değil denizimiz. Büyük bir kirlilik yüküyle karşı karşıyayız. Yıllık 8 milyon ton çöp, denize dökülüyor. Ve bu çöplerin yüzde 80’i karasal kökenli. Yani insan kaynaklı.

Türkiye’de de durum iç karartıcı. En büyük kirletici, dere ve nehirlerin taşıdığı atıklar, arıtılmayan atıksular ve halkın yeşil alan ve deniz kıyısına bıraktığı çöpler. Karadeniz’e ulaşan atıklar, dere ve çayların çöplük gibi kullanıldığını gösteriyor. Sakarya’da tarımsal kirlilik çok yoğun. Marmara’da sanayi ve yerleşim baskısı denizi griye boyadı. İzmit, Çekmece, Bandırma ve Tuzla bölgesinde yoğunlaşan ağır metal ve organik kirleticiler nedeniyle oksijen seviyesi her geçen yıl azalıyor. 20-30 yılda yüzülemez hale geldi Marmara. Ege’de ise dere ve nehirlere karışan tarım kimyasalları büyük sorun. Akdeniz’de de durum aynı. Ayrıca deniz kenarına bırakılan çöpler ve arıtılmadan denize deşarj edilen atık sular, ciddi bir plastik kirliliği yaratmış durumda Akdeniz’de.

Zaten plastikler, deniz kirliliği söz konusuysa fail listesinin ilk sırasında.. Denizler plastik çorbasına dönmüş durumda. Mikro düzeye kadar parçalandıkları için bu kirliliği göremiyoruz ama balıkların dokularına kadar işlediği bir gerçek. O mikro plastikler, hem deniz canlıları hem de onları tüketen bizlerde birikiyor. Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın ‘Sıfır Atık Mavi’ projesini İstanbul’da başlatırken verdiği rakama göre, makinada yıkadığımız her sentetik kıyafetten 1900 parça mikrofiber sulara karışıyormuş. Ki küresel çapta kıyafetlerin yüzde 60’ı sentetik kumaştan. Buna çamaşır deterjanlarında kullanılan mikroboncukları da eklersek, aslında ne kadar kirli bir temizlik yaptığımızı net olarak görebiliyoruz. Bu bir boyutu tabii.

Denizlerin diğer baş belası; ambalaj atıkları. Okyanuslarda bile atık yığınları oluştu. İnsanın doğaya karşı zalimliğinin önüne geçmek maalesef mümkün olmuyor. Hele ki ülkemizde.. Manzara çok acıklı. İnsanın ulaştığı her yerde çöp var. Bu gidişatı engellemek için tek makul çözüm, geri dönüşüm. Türkiye bu alanda, Avrupa ülkelerine kıyasla oldukça geride. Mevcut geri dönüşüm oranımız yüzde 17. “Sıfır Atık” projesiyle 4 yılda yüzde 35’e ulaşmayı hedefliyoruz. Bu hedefe ancak toplumsal bilinç ve etkin bir depozito uygulamasıyla varılabilir. Atığı evlerde ve sokakta ayrıştırmak zorunlu kılınmalı. Ek olarak depozito uygulaması.. Norveç, Almanya, İsveç ve Danimarka gibi ülkeler, depozito sistemi uyguluyor ve geri dönüşüm oranı yüzde 90’ı geçti. Atığın, halkın bilincinde çöpten bir değere dönüşmesi şart. Plastik şişe veya metal kutu para ederse öyle gelişi güzel atanların sayısı azalacaktır. Zira azalmazsa, yakın gelecekte denizlerde balıktan çok, çöp olacak.