Doğal, yerel, sıfır atık...

Foça’da 5 idealist kadının açtığı Çöpsüz Bakkal doğa dostu üretim yapan yerel üreticiyi tüketiciyle buluşturuyor


Olan ilk bakkallara oldu. Her köşede mantar gibi biten süpermarketler, bakkalların sonunu getirdi. Veresiye defterleri yerini kredi kartlarına bırakırken, raflarda da büyük bir değişim yaşandı. Artık büyük ve küresel markalar vitrindeydi. Yerel ürünler raftan uzaklaştı. Ve zamanla marketler hiperleşti. Sebze-meyve reyonları da kurulunca, çanlar manavlar için çalmaya başladı. Kısa sürede birçok esnaf, kapısına kilit vurdu. Semt pazarlarının kalabalığı azaldı.

Sadece son 9 yılda iş bırakan pazarcı esnafının sayısı 280 bin. İnanılmaz bir rakam. Aynı dönemde bakkal ve büfe sayısı da 240 binden 165 bine düşmüş. Greenpeace Akdeniz’in hazırladığı İstanbul’un Gıda Tedarik Zinciri Raporu’na göre, artık sebze ve meyve ticaretinin yüzde 60’ını market tedarik zincirleri yürütüyor.

Doğal, yerel, sıfır atık...


Yani yiyip içtiğimiz, marketlerin elinde. Gıdada üreticiden çok marketlere bağımlıyız. Ne verirlerse onu yiyoruz. Ne kimin ürettiğini biliyoruz ne de hangi şartlarda üretildiğini.. Tabii üretimden uzaklaştıkça gıda körlüğümüz de artıyor. Soframıza gelen yiyecekte kimyasal gübre kullanılmış mı, hangi tohumdan, pestisit uygulanmış mı, hangi katkı maddeleri var? Hepsi muamma! Ancak tersi örnekler de oluşmaya başladı. Mesela Foça’da 5 idealist kadının açtığı Çöpsüz Bakkal.
Foça’da yaşayan Ayşegül Ünver, Menekşe Gül Onukar, Ayşegül Sedlacek, Ebru Güvenç ve Ful Büge’nin doğa dostu üretim yapan yerel üreticiyi tüketiciyle buluşturmak için kurduğu Çöpsüz Bakkal, örnek bir işletme. Marketlerde ne yapılıyorsa burada tersi söz konusu. Satanlar her ürünün hikayesine hakim. Kim nerede nasıl yetiştiriyor; tüm bilgiler müşterilerle paylaşılıyor. Ciddi bir bilgi alışverişi var. Ayrıca “sıfır atık” ilkesi gereği, hiçbir ürün naylon veya plastiğe sarılarak paketlenmiyor. Tekrar kullanılabilir kavanoz veya kaplara konulup satılıyor. O yüzden müdavimleri kendi kaplarıyla geliyor. Kargolar da kullanılmış karton ve benzeri malzemelere sarılıyor. Ayrıca ürün alınırken, insan sağlığına ve çevreye zarar verecek hiçbir kimyasal içermemesine dikkat ediliyor. Yerel tohumdan üretilen tarım ürünlerinin önceliği var. Bir de karbon ayak izinin azaltılması için yakın bölgedeki üreticilerin.

Tabii asıl önemli olan bu modelin sürdürülebilirliği. Menekşe Gül Onukar’a bakkalın 7 aylık sürecini sordum. Şu an için kârdan çok zarar etmemeye odaklandıklarını anlatıyor: “Mümkün olduğunca üreticinin istediği fiyatı veriyoruz. Satarken de kira ve elektrik giderlerini ekliyoruz sadece. İlk açıldığımızda müze gibiydik. İnsanlar merak edip bakkalı gezmeye geliyorlardı. Her gelen bizim ve ürünlerimizin hikayesini öğrenmek istiyor tabii. Enterasan bir iletişim var dükkanda. İklim, gıda, tarım ve çöp üzerine yarım saat muhabbet ediyoruz. Sonra alışverişini yapıyorlar. ‘1 kilo şundan verir misin?’ diye ürün alıp giden müşterimiz olmadı hiç. Doğal gıdaya ilgi var. Özellikle çocuklu 30-45 yaş arası beyaz yakalılara hitap ediyoruz. Amacımız güvenilir bakkal imajını tekrar canlandırmak. ‘Bir pişirimlik alabilirsiniz’ diyoruz. Alıp pişiriyorlar, beğenirlerse yeniden gelip daha çok alıyorlar. Mesela domatesimizin tadına bakan yaşlılar ‘Aa gerçekten çocukluğumun domatesi’ diyor. O lafı duymak, gözlerindeki parıltıyı görmek bile bizi mutlu ediyor. Bu tatları tekrar tazeledik ya ne mutlu bize.