”İşlenmiş gıdadan uzak durmalıyız”

Birleşmiş Milletler Gıda Hakkı Özel Raportörü Prof. Dr. Hilal Elver: “En büyük tehlike fast food ve işlenmiş gıda. Türkiye’de meyve ve sebze, üretici olduğumuz için hala ucuz. Bu büyük avantaj. İşlenmiş gıdaya yöneliş Türkiye’de de başladı, buna dikkat etmeliyiz”

”İşlenmiş gıdadan uzak durmalıyız”

Malumunuz; ülkemizde tarım da hayvancılık da zor bir süreçten geçiyor. Her iki sektörde de ithalat kalemlerinin yükü ciddi oranda artıyor. Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Ahmet Atalık’ın yaptığı son çalışma mesela... Geçen yılın ilk iki ayında 486 bin ton buğday ithal etmişken; bu yıl bu rakam 1 milyon 436 bin tona çıkmış. Mısırda da durum aynı, ayçiçeğinde de. Geçen yıla oranla 5 kat daha fazla sığır, 6 kat daha fazla koyun almışız yurtdışından. İthalat arttıkça, türlü sorunlarla cebelleşen kırsaldaki çiftçinin beli daha da bükülüyor.

Bu girdaptan kurtulabilmek de oldukça zor. Çünkü tarım epeydir global bir oyun ve bu oyunda kartları egemen güçler karıyor. Bunu en iyi deneyimleyen isimlerden biri de BM Gıda Hakkı Özel Raportörü Hilal Elver. İşi gereği küresel gıda eşitsizliğinin yaşandığı coğrafyalarda yaşanan sömürüye birebir tanıklık ediyor ve gıda hakkı ihlallerini raporluyor. Prof. Dr. Hilal Elver, bu aralar Türkiye’de. Endonezya yolculuğu öncesi endüstriyel tarıma dair sorularımı yanıtladı. Neden ona sordum, çünkü Elver kimyasallar ve GDO’yu dayatan endüstriyel tarımdaki verimlilik hesaplarının aldatmaca olduğu görüşünde. Bakın bunu nasıl açıklıyor:

“Endüstriyel tarımda verim hesabı kısa zamanda hektar başına ne kadar üretim elde edildiğine göre ölçülüyor. Ancak uzun dönemde fazla kimyasal kullanımı nedeniyle toprağın kalitesi düşüyor, biyolojik çeşitlilik ve verim azalıyor. Ayrıca üretilen gıdanın vitamin ve besin değerinde düşüşler olduğundan sağlık riski artıyor. Aniden gelen şoklar da endüstriyel tarıma daha fazla zarar veriyor. Yani risk yüksek. Yine yoğun makine kullanımı işsizlik yaratıyor. Sözün kısası daha verimli algısı evet bir aldatmaca.”

Hilal hoca, tüm bu nedenler ve özellikle de toprağı koruma adına gelişmiş ülkelerde organik ve geleneksel tarıma yöneliş olduğuna dikkat çekiyor. Can alıcı şu tespitle: “Özellikle yabancı yatırımlarla endüstriyel tarım Afrika ve Güney Asya’da çok etkin. Yani Avrupa kendi topraklarında agroekolojiyi savunurken, eski kolonilerinde endüstriyel tarım yatırımı yapıyor.”

Nişasta GDO’lu

Hocaya çiftçileri zor duruma sokan tohum kartelini de soruyorum. Zira, Hindistan’da çiftçi intiharlarına neden olan tohum bağımlılığını dillendirmiş bir isim. Verimli diye satılan tohumlar ve beraberindeki kimyasallar çiftçiyi bir süre sonra büyük borçlara itiyor. “Türkiye’de henüz intiharlara varacak bir durum olduğunu sanmıyorum” diye başlıyor söze; “Ama tüm dünyada olduğu gibi Türk çiftçiler mutsuz ve genç nesil bu işi devam ettirmek istemiyor. GDO’lu tohumlar için yasal koruma var ama dolaylı yollarla bu tohumların Türkiye’ye girmesi mümkün gözüküyor. Özellikle hayvan yemi ve mısır nişastası büyük ölçüde GDO tohumlu.”

Yem pazarı ellerinde

Prof. Dr. Elver’in uluslararası eksenden Türkiye’ye bakışı ise şöyle: “Türkiye’de gıda fiyatları ciddi şekilde yükseliyor. Bunun nedeni ithalat. İthalata yönelik gıda kalemlerinin artması demek kurla birlikte fiyatların yükselmesi demek. Bunun dışında ham madde fiyatları da (örneğin hayvan yemi, kimyasallar) büyük ölçüde dolar bazında devamlı yükselmekte. Hayvancılıkta ciddi bir gerileme var. Köylerin şehirlerin bir parçası haline gelmesi, mahalle kapsamına alınmaları, hayvancılık alanlarının daralmasına, meraların yok olmasına neden oldu. Ayrıca büyük yabancı şirketlerin yem pazarını ellerinde tutması ve tarım politikalarında etkili olmaları Türkiye’de ve benzer birçok ülkede olumsuz etkiler yarattı. Kendine yetme modeli yerine, tarımın global ekonominin bir parçası olduğunu görmekteyiz. Artık ülkeler kendi tarım politikalarını yaparken çok da bağımsız değil. Büyük tarım ihracatıçısı ülkeler, bazen onlardan da etkin global tarım şirketleri karar mekanizmalarını bazen açık bazen de gizlice etkiliyor.

Tehlike: Fast food

En büyük tehlike fast food ve işlenmiş gıda. Türkiye’de meyve ve sebze, üretici olduğumuz için hâlâ ucuz. Bu büyük avantaj. ABD’de gıda çok ucuz ama meyve sebze o oranda ucuz değil. Mesela hamburgerle elma aynı fiyat. O yüzden dolaşım sistemi ve diyabetle ilgili hastalıklar ABD’de çok yaygın. İşlenmiş gıdaya yöneliş Türkiye’de de başladı, buna dikkat etmeliyiz. Fethiye’de yazın görüyorum. Köylü, turiste taze sıkılmış portakal suyu satıyor ama kendisi kola içiyor. Market rafında uzun süre durabilecek, katkı maddeli, bol şeker ve tuzlu, doymuş yağ bulunan ürünlerden uzak durma bilincini yaymalıyız. Yoksa ölümcül sonuçlarla karşı karşıya kalabiliriz. Mesela Meksika.

ABD bütün yüksek kalorili ve şekerli gıdaları Meksikalılara iliştirdi. Ortadoğu da bunun pazarı halinde.”