Öze dönüş hayali; Narköy

İstanbul’un yanıbaşında Kandıra’da organik tarımın yapıldığı Narköy’ü esas değerli kılan bölüm tohum bankası. Bu hazineyi biriktiren Narköy’ün kurucusu öğretmen emeklisi Nardane Kuşçu. Herkes ona “Nar Anne” diyor.

Kara kılçık, Kızılcık, Sarı Mustafa, Topbaş, Sünter, Deli Hüseyin, Kavılca, Gernik... Bunlar, Anadolu’ya has buğday çeşitleri. Bu toprakların genetik mirası yani. Bu mirasa ‘gözümüz gibi’ bakılan bir çiftlikteydim geçtiğimiz hafta. Hem de İstanbul’un yanıbaşında Kandıra’da. İsmi Narköy. Eğitim turizmiyle organik tarımın kesiştiği örnek bir uygulama Narköy. Çiftlikte permakültür ilkeleri hakim. Sentetik gübre ve kimyasal tarım zehirleri toprağa değmiyor. Gübre ise, ahırdaki hayvanlardan sağlanıyor. Bitkilere böcekler dadanırsa biyolojik yöntemlerle mücadele tercih ediliyor. Sarımsak ve sirke gibi geleneksel yöntemlerle “zararlılar” uzaklaştırılyor. Böceğin yaşam hakkı esas yani. Ve neredeyse tüm ihtiyaç, çiftliğin arazilerinden karşılanıyor. Ayrıca elektrik için güneş panellerinden yararlanılıyor, kullanılan su, göletlerde biriktirilip tekrar toprağa dönüyor. Çiftliğin eğiticileri arasında da köylü kadınlar var. CEO’lara, beyaz yakalılara tarımı, toprağın bilgeliğini anlatıyor; tarhana, ekmek ve peynir yapmayı uygulamalı olarak gösteriyorlar.

Özenle korunuyor

Ancak tüm bunların yanı sıra çiftliği esas değerli kılan bölüm tohum bankası. Bankada, 90’ı domates olmak üzere 1250 çeşit tohum var. Adeta milli hazine. Hepsi geleceğe aktarılmak üzere özenle korunuyor. Tohumların zarar görmemesi için odadaki klima ve nem cihazı, 7/24 çalışır halde. Mor mısırlar, atalık nohutlar ve bezelyeler, pembe domatesler, susuz karpuzlar toprakla buluşup filizleniyor ve yeni mahsullerden çıkan tohumlar tekrar bankadaki yerini alıyor. Bu hazineyi biriktiren Narköy’ün kurucusu öğretmen emeklisi Nardane Kuşçu. Herkes ona “Nar Anne” diyor. Tohum onun için kutsal bir tutku. Aslında bir nevi geçmişe dair diyet. Bunu oldukça dobra bir şekilde açıklıyor Nar Anne: “Biz çocukken bu tohumların meyvelerini yedik içtik ama bunlara sahip çıkamadık. Oysa ki genetik bir parçamızdı, geleceğe aktaracağımız en önemli zenginliğimizdi bu tohumlar. Bir de eğitimliyiz diye hava attık. Bütün köy bir oldu çocukları şehre gönderip okuttu ama o çocuk şehirde snoblaştı. Oysa o tohuma, o toprağa sahip çıkmamız gerekiyordu. Hepimiz hainlik yaptık. Gerçek gıdayı çocuklarımızın genlerine işleyebilmemiz gerekirdi.”

Yıllardır tohum topluyor

Bunun için yıllardır tohum topluyormuş ‘Nar Anne’. Yayılsın ve yaşam alanları artsın diye isteyenle paylaşıyor tohumlarını, fidelerini. Yetinmeyip tohum topu yapıp boş tarlalara attığını söylüyor. Özlemi, çocukluğunun Ceyhan’ını yeniden mümkün kılmak. Özellikle de Marshall yardımıyla kaybetmemize neden olan dönüşümün başladığı görüşünde: “Marshall yardımı bu ülkede tarımı, sosyal hayatı, ahlaki yapıyı yerle bir etti. Sular zehirlendi, toprak zehirlendi. Dahası sosyal yapı, kültür zehirlendi. Eskiden pamuk tarlasında biz yılda 3 hasat yapardık 4’üncüsü ihtiyacı olana bırakırdık. Sosyal hakkıydı o. Çocuklar o pamuğu toplar, tüccara satar kırtasiye ihtiyaçlarını karşılar, kıyafet alırlardı. Emeğiyle, alın teriyle, onuruyla kazandığı paraydı o. Şimdiki gibi para olsun da ne pahasına olursa olsun ahlakı yoktu. Para hırsı ahlakı da bozdu.”