Tatil köyü değil köy tatili

Kurşunlu’da köylüler evlerini konuklara açıyor, köy meydanında büyük sofralar kuruyor, ekmek fırınlarını ardı sıra yakıyorlar. Gelen konuklarla birlikte dalından kiraz toplayıp, kiraz ağaçlarının altında şenlik düzenliyorlar

Bilecik’te çiftçilik yapan Bedriye Berber Engin, bir gün hayvanlarını otlatırken bir kitap okur. O kitap, Afrika’daki yoksul bir köyün turizmle değişen kaderini anlatıyordur. Turistleri köye çeken her şey, aslında kendi köyünde de vardır. Ve Bedriye hanım o gün kararını verir. Köyünü turizme açacaktır.

Tatil köyü değil köy tatili

Bugün o köy; yani Kurşunlu, 10 bine yakın turiste ev sahipliği yapan bir “ekoköy”e dönüşmüş durumda. Türkiye’nin her yerinden hatta dünyanın çeşitli ülkelerinden konuk ağırlıyorlar. Bu mevsim o derece yoğun ki, rezervasyonlara yetişemiyorlar. Geçen hafta 65 turisti konaklamalı misafir etmiş köy. Evlerini konuklara açıyor, köy meydanında büyük sofralar kuruyor, ekmek fırınlarını ardı sıra yakıyorlar böyle dönemlerde. Büyük bir koşuşturmaca yaşanıyor yani. Hemen hemen her köylü de sürecin içinde. Kimi yemekleri hazırlayıp gözlemeyi yapıyor, kimi konukları karşılıyor, kimi de gruba eşlik edip rehberlik yapıyor. Bu dönem kiraz hasadı mevsimi. Gelen konuklarla birlikte dalından kiraz toplayıp, kiraz ağaçlarının altında şenlik düzenliyorlar. Sonra kızılcık şenliği başlayacak. Ardından çocuk yaz kampı var. Ağustosta meteor yağmuru için konuk ağırlayacaklar. Ağustosun son haftası panayır var köyde. Sonra salça yapım atölyesi. Eylülde de bağbozumu.

“İnsanlar doğaya hasret”

Tüm bu organizasyonun mimarı da o gün o kitabı okuyan Bedriye Berber Engin. Onun öncülüğünde başlatılan ekoturizm hamlesine köydeki diğer kadınlar da destek vermiş. İşin başında kadınlar var. Erkekler, kazancı görünce yardıma gelmiş. Evini konuklara açan, yemek yapıp el işlerini satan kadınlar turizmden hatırı sayılır bir gelir elde ediyor artık. Köyün değişen çehresi kaderini de değiştirmiş. Şehirden vazgeçip turizmden pay almak için köye dönenler olmuş. Zaten ekoturizmin mottosu da biraz bu şehirden kaçış hissi. Bedriye Engin de gelen konuklarda en çok köy özlemiyle karşılaştığını anlatıyor: “İnsanlar sessizliğe, doğaya, doğal gıdalara çok hasret. Her gelen çok mutlu ayrılıyor. Tekrar gelen o kadar çok kişi var ki. Mesela 4 yılbaşını aynı grupla kutladık. Gelenler daha çok, köy yaşamı için geliyorlar. Köy özlemini gideriyor, yerel yemeklerin tadına bakıyorlar.”

Tatil köyü değil köy tatili

Köyde masal evi bile yapmış

Köy ve doğa özlemi başka ekoköyler için de geçerli. Mesela Giresun’un ekoköyü Şeyhli’ye de sakin bir köy yaşamı için gelenler oluyormuş. Ekoköyün sorumlusu Ümmühan Aydın, “Sakinlik için büyükşehirden kaçıp köyümüze gelenler var. Hiçbir şey yapmadan 5-6 gün köyde dinleniyorlar. Biz sıkılırız, onlar sıkılmıyor” diyor. Ümmühan Aydın, emekli anaokulu öğretmeni. Köyde masal evi bile yapmış. Ama en çok yerel mutfakla öne çıktıklarını anlatıyor; “Yerel otları, yöresel mutfağı misafire sunuyoruz. Vejetaryen mutfağımız dünyaca ünlü. 180 çeşit otlu yemeğimiz var.” Ordu’nun ekoköyü Kabakdağ’da da misafirlere süt sağma, yumurta toplama, yün yataklarda yatma, doğa yürüyüşü gibi köye dair deneyimler sunuluyor.

Kentler artık cazibe merkezi olmaktan çıktı. Her tatilde İstanbul’dan nasıl kaçıldığına tanığız. Şehrin yoğunluğu ve yorgunluğu, ‘başka bir hayat’ arayışına itiyor insanı. Ekoturizm bu açıdan önemli bir potansiyele sahip. Tabii bu alanda da doğa temelli olmasını, bio çeşitliliğe katkıyı ve yerel refahın desteklenmesini es geçmemek gerek.

Tatil köyü değil köy tatili