Tohum gerçekleri

Yerel tohum belli bir bölgeye has çeşit sebze ve meyve için kullanılan bir kavram. Yerel tohumun yasak olduğuna yönelik bir algı yaratılmak isteniyor ancak bu doğru değil

Tohumu anlatmaya devam... Maalesef toplumun bir bölümü komplo teorilerine çok meftun. İsrail menşeili tohumlar nedeniyle hastalıklara yakalandığımıza inanan ciddi bir kesim var. Bugünün dünyasında tohumun milliyetini konuşmak yersiz. Çünkü yerli tohum diye bildiğimiz tohumun anacı bile ithal. Küresel bir pazar söz konusu ve yerli tohum firmalarının bir bölümü yabancı ortaklı.

Evet, Türkiye bugün İsrail’den 12 milyon dolarlık tohum alıyor. Ama aynı Türkiye, Fransa’dan da 27 milyon dolarlık tohum alıyor. Peru’dan da 12 milyon dolarlık tohum alıyoruz ama kimsenin dilinde “Peru tohumu” yok. Şunu da vurgulamak gerek; Türkiye, İsrail’den aldığı tohumla yetiştirdiği domatesi yine İsrail’e satıyor. Komplo teorilerine biraz bu gerçeklerle yaklaşmamız gerek.

Yerli ve milli tohum

Bir diğer bilgi kirliliği de yerli/yerel tohumda yaşanıyor. Tohum üreticileri kökü (anaç) dışarıda da olsa Türkiye’de üretilen sertifikalı tohumları “yerli” olarak adlandırıyor. Anaç bizimse “milli tohum” diyorlar. Yerel tohum ise belli bir bölgeye has çeşit sebze ve meyve için kullanılan bir kavram. Yerel tohumun yasak olduğuna yönelik bir algı yaratılmak isteniyor ancak bu doğru değil. 2006 tarihli Tohumculuk Yasası’nda, yerel tohumla ilgili net bir hüküm yok. Kanun, sertifikasız tohumun ticaretini yasaklayınca, kimsenin mülkiyetinde olmayan yerel çeşitlerin de ticareti yasaklanmış oldu. Ama yerel tohumu eken veya takas eden çiftçiye ceza uygulamasına gidilmedi. Diğer taraftan çiftçilere destek ise verim kaybı endişesiyle hibrit tohum üzerinden verildi. Haliyle yaygın tarım, sertifikalı hibrit tohumlarla yapılmaya devam etti. Geçtiğimiz yıl çıkan Yerel Çeşit Yönetmeliği ise yerel tohuma yönelik düzenlemeler getirdi. Bitki Islahçıları Birliği’nin eski yönetim kurulu üyesi Dr. Ali Üstün’e göre yönetmelikle, yerel çeşitler koruma altına alınıp, pazarlanabilir hale geldi: “Yönetmeliğe göre yerel çeşitler kamu kuruluşları veya ilgili STK’lar tarafından kayıt altına alınabilmekte. Toplumun ortak malı olan yerel çeşitlerin şirket veya şahısların mülkiyetine geçmesi önlenmiştir. İsteyen bu tohumların anaçlarını kayıt yaptıran kamu kuruluşu veya STK’dan alıp tohum üretebilir veya pazarlayabilir.”

Bölgeye has özellikler

Yerel tohum, köken itibarıyla sadece Türkiye topraklarına ait bitkilerden de oluşmuyor. Mesela domates. Anavatanı Güney Amerika. Ama Anadolu’ya gelmiş ve ekildiği bölgelerde halkın ihtiyacına has özellikler edinmiş. O yüzden Ayaş domatesi kendine has, tat ve kokusu olan bir çeşit olmuş. Tohumu da içinde. Çiftçi, her yıl gidip tekrar tohum almak zorunda değil. Hibritte ise tohumu üreten verim ve standart vaadinde bulunuyor. Handikapı her yıl tohum satın alma zorunluluğu. Çiftçi o domatesin çekirdeğini ekse, genetik açılma nedeniyle ne hasat edeceği belirsiz. Ama bu hibrit tohumun kısır olduğu anlamına da gelmiyor. Ayrıca hibrit tohumla yetişen sebzenin yiyeni kısır yaptığına yönelik iddialar ise kesinlikle bilimsel değil. Son olarak, genetiği değiştirilmiş (GDO) tohumla bitkisel üretim yapmanın suç olduğunu da belirtelim.

Tohum gerçekleri

İlaçsız kiraz

Yerli çeşitlere değinmişken, dünyada Türk kirazı olarak bilinen “0900 Ziraat” kirazına dair güzel bir gelişmeyi aktaralım. Bu köşede tarım zehirlerini çok anlattık. Özellikle yeni nesil bilinçli çiftçilerin zehirsiz üretim yapmaya başlaması büyük mutluluk. Gazetecilikten çiftçiliğe geçen Emre Umurbilir de, İzmir’de tarlasına kimyasal sokmadan yetiştirdiği kirazlarını hasada başladı. Facebook hesabından sipariş toplayan Emre, müdahalesiz de tarım yapılabildiğini söylüyor.