ABD dersini aldı mı?

ABD başkanı Obama, Irak’ta yürüttükleri DAEŞ ile mücadele programını Suriye’ye yaymaya Eylül 2014’te karar verdi. Obama, o tarihten bir yıl önce, uzaktan seyrettiği Suriye’de Beşar Esad’ın kimyasal silah kullandığı iddiası üzerine giriştiği bir iki saldırıdan sonra milyonlarca Suriyeliyi Beşar Esad’ın varil bombaları ile baş başa bırakmıştı. Türkiye, hatırlarsınız, “Kimyasal silahla öldürülen kurban da bomba ile öldürülen kurban değil mi?” diye soruyor ve ABD’yi bir türlü Suriye halkının imdadına koşmaya ikna edemiyordu.

DAEŞ denen (Irak diktatörü Saddam Hüseyin ABD tarafından öldürülünce boşta kalan subayları tarafından) El Kaide ve Taliban eskilerinden oluşan kanlı örgüt hala anlaşılamayan bir beceri ile Irak’ın yarısını işgal etmiş, Suriye’ye doğru genişliyordu. En azından bu örgütle mücadele, ABD’nin Suriye halkının kaderine bigâne kalmayacağı anlamına geliyordu. Bu mücadele Türkiye’ye de Beşar Esad’ın katliamını durdurmak için imkân sağlayabilirdi.

Fakat o da ne? ABD, DAEŞ ile mücadeleyi Türkiye ile değil, Suriye’de ne Kürtlerin ne Arapların benimsediği, hatta bütün etnik grupların dışladığı, PYD ve onun silahlı örgütü YPG ile yapacağını açıkladı. PYD, Suriye’deki kanlı iç savaşın başından beri, Suriye’deki Ezidileri, Beşar’dan koruduğu yolundaki haberler, belgeseller ve hatta bir filmle tanınmıştı.

Türkiye’nin bir terörist grubun başka bir grup teröristle bastırılamayacağı tezlerine kulaklar tıkandı ve ABD’nin Irak ve Suriye’de faaliyet gösteren ordu birliği CentCom, milyonlarca dolar, milyonlarca silah, mühimmat ve teçhizat aktararak, PKK’nın PYD adıyla kurduğu terör örgütünü düzenli ordu haline getirmeye çalıştı.

Nitekim ABD 10 gün öncesine kadar Anti- DAEŞ Koalisyon’un Sykes-Picot özentili liderleri ve CentCom’un her biri bir askeri deha olan komutanları, Suriye halkıyla hiçbir ilişkisi olmayan, tümü Türkiye’de terörizm ve cinayet suçlarından aranan PKK unsurlarından düzenli ordu yaratma çabasına devam ediyordu.

Bu sözüm-ona ordunun, Barış Pınarı Harekatı’na katılan birkaç TSK birimi ve Suriye Milli Ordusu (eski ÖSO) elemanları karşısında, Tel Abyad ve Resulayn çevresinde birkaç saat içinde nasıl çözülüp yok olduğu gerçeğini görünce, bunların DAEŞ karşısında ne yaptığına dair soruların meşruluğu bir kere daha anlaşıldı. DAEŞ doğduğu gibi yok olmuş, daha sonra bir kısmının Afganistan’a döndüğü, bir kısmının ise şu anda Sina’da bulunduğu iddiaları ortaya atılmıştı.

Ankara görüşmelerinden sonra hemen koşup İsrail’i bilgilendiren Anti- DAEŞ Koalisyon ’un yeni koordinatörü James Jeffrey, orada yaptığı açıklamada, Barış Operasyonu birkaç saat daha devam etseydi, Türkiye’nin Suriye’nin çok geniş bir bölgesini ele geçireceğini ve SDG diye bir şey kalmayacağını söyledi. Jeffrey gerçekte bugüne kadar ABD’nin PKK+PYD+YPG’ye yapılan maddi ve manevi bütün yatırımın boşuna heba edildiğini; bu güce dayanarak yaratılmak istenen Kürt Bölgesi macerasının sonuçsuz kaldığını itiraf ediyordu.

Şimdi soru şu: ABD gereken dersi almış mıdır?