ABD zamanımızı boşa harcatıyor

Geçen hafta, en yetkili ağızlardan ve kalemlerden, uluslararası arenada ciddi ve güçlü mesajlar verilen bir zaman dilimi oldu.

Maliye Bakanı Berat Albayrak, önce Ankara’da, ardından da Washington’da yeni ekonomik programla ilgili açıklamalar yaptı. Washington’da 400’den fazla uluslararası yatırımcının ve banka temsilcisinin katıldığı toplantıda Albayrak “Yapısal Dönüşüm Adımları” adlı reform programını anlattı.

İngiliz Reuters haber ajansının toplantı biter bitmez verdiği ve Amerika’nın Sesi radyo-televizyonun saniye geçirmeden yaydığı negatif habere rağmen, toplantıya ev sahipliği yapan JP Morgan bankasının feedback’i, Albayrak’ın mali disipline riayet güvencesi ve kısa vadeli sorunların çözümü için kamu ve özel bankalara yaklaşık 5 milyar dolarlık borç garantisi desteği sözünün dış yatırımcılar arasında önemsendiğini gösterdi.

Reuters’in haberinde adı verilmeyen bir uluslararası yatırımcının maliyeci-yatırımcı ciddiyeti ile bağdaşmayan bir üslupla, “Doğruca IMF’nin kapısını çalmalı” şeklindeki sözlerine yapılan gönderme, haberin de demecin de ciddiyetine gölge düşürüyordu. Bu, son zamanların moda “yalan haber” akımının yeni bir örneğidir, diyebiliriz.

Haftanın ikinci uluslararası açıklaması ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun’un El Cezire yayın kurumunun çeşitli mecralarında yayınlanan makalesi oldu. Altun, yerel seçimlerin Türkiye’nin demokrasi taahhüdünün yeni bir teyidi olduğunu belirtiyor; itirazlar nedeniyle sayımın uzadığı İstanbul’daki işlemlerin yasaya uygunluğu hakkında bilgi veriyordu. Türkiye’nin önündeki dört buçuk yıllık seçimsiz dönemin Erdoğan Yönetimi tarafından üç ana hedefe ulaşmak için kullanılacağını belirten Altun ekonomiye yapılan dış saldırılara karşı bir sağlam zemin sağlanması; Suriye’ye sığınmacıların güven içinde kesin dönüşünü sağlayacak bir barışın getirilmesi ve askeri savunma sistemlerinin, S-400’ler de dahil, güncellenmesini saydı.

Neresinden bakarsanız bakın, Altun’un önümüzdeki dört buçuk yıla yayılacağını söylediği bu üç çabaya da, “dostumuz ve müttefikimiz” ABD’nin kastı ile ortaya çıkarttığı vahim durumlar sebep oluyor.

ABD, papaz Bronson’un Türk yasalarının çiğnenmesi pahasına, derhal serbest bırakılması için “Türkiye’yi ekonomik olarak çökertmek” amacıyla açık ve gizli savaş açmamış olsaydı, Türkiye ne dolar krizine girerdi ne de
dış döviz gelirlerinde ani azalmalar olurdu. Türkiye bu saldırıları ABD’nin umduğunun aksine “çökmeden” atlattı; ancak bunu önlemek için alınan önlemlerin sebep olduğu sıkıntılar hâlâ tümüyle giderilmiş değil.

ABD kendi yarattığı DAEŞ’le mücadele görüntüsü altında, PKK’nın Suriye kolunu güçlendirmeyi sürdürmeseydi ve söz verdiği gibi geri çekilseydi Suriye’de çoktan anayasa yazılması süreci başlamış olurdu.

S-400’leri de mesele yapan ABD; birçok NATO ülkesinde Rus savunma sistemleri bulunduğu halde, Türkiye’ye karşı hasmane bir tutum içine girmiş bulunuyor.

Özetle ABD çok değerli zamanımızı boşa harcatıyor.