Batı basınını unutmayacağız

Eklenme Tarihi16.07.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi16.07.2018 - 1:04

15 Temmuz gecesinin dönüm noktası, Başkan Erdoğan’ın (biraz emtia reklamı olacak ama) Facetime yazılımı ile, bulunduğu binaya baskın için hazırlık yapma ihtimali olan dışarıdaki darbeci timlere karşı, kısmen karartılmış bir binadan CNN Türk televizyonuna, kurumun gazetecilerinden Hande Fırat’ın girişimiyle başlatılan yayını oldu. O anı hatırlayanların belliğinde kalan, bir rahatlama, bir korkudan kurtulma, bir ferahlama olsa gerek.

Bunu hiç çekinmeden söylüyorum, çünkü varsayıyorum ki demokratik yollarla seçilmiş bir hükumetin seçimden başka bir yolla devrilmesi, söz konusu hükumeti beğensin-beğenmesin, desteklesin-desteklemesin, kendisini çağdaş sayan herkesin reddedeceği bir durumdur.

Bu demokratlık sınavıdır; bu uygarlık sınavıdır...

Ne var ki, başka BBC olmak üzere Avrupa ve Amerika basını, yani dünyaya gazetecilik öğretme iddiasında olan batı basını, bu sınavda, yüzüstü düşmüş, rezil olmuş vaziyettedir. BBC, bu dönüm noktası Facetime yayına bakıp, bunu bir demokratın düşünmesi, söylemesi gereken şeyi yani Türk halkının seçilmiş liderinin önderliğinde, anti-demokrat güçlere karşı direnmesi olarak sunacağına, Erdoğan’ın elektrikten bile mahrum bulunduğu bir yerde, çaresiz bir şekilde halkı kendisini savunmaya çağırdığını söylemişti.

BBC’nin yayını çeşitli istihza tonlarında hemen hemen bütün batı basını tarafından tekrar edilmişti. Türkiye’de darbeye teşebbüs eden bu güçlerin, dinci bir kült veya yabancı bir istihbarat örgütünün Türkiye’yi ve hatta bölgeyi istikrarsızlaştırma aracı olup olmadıklarını bilmeye gerek yoktu. Demokrasiye inanan her iletişimcinin, her medya mensubunun görevi, Türkiye’deki şanlı direnişi en azından, eski düzenin savunucusu birkaç tanka karşı direnen Boris Yeltsin’e tanıdığı kredi ölçüsünde bir tarafsızlıkla haber vermekti, yorumlamaktı.

Onlar böyle yapmadılar. Erdoğan’a ve 2002 Türkiye Devrimi’ne bir kere “İslamcı” damgasını vurmuşlardı: Sovyetler Birliği çöktükten sonra yeni düşman İslam olmuştu. 11 Eylül’e duydukları tepkinin, NeoCon söylemlerinin ve Irak’ın işgaline katılmayı reddeden Türkiye’yi cezalandırmayı kafaya koymuş Amerikalı komutanların peşinden gittiler; darbeden yana yer aldılar. Obama yönetimi dahil (İngiltere hariç) bütün batı hükumetleri, bazı Arap ülkeleri ve İsrail, darbenin başarıya ulaşması için adeta nefeslerini tutarak bekledi. Bu hal, Türk ulusunun beklediği desteği dile getirmelerini engelledi, sessiz kaldılar. Daha sonra darbecileri cezalandırmayı da bir diktatörlük göstergesi saydılar...

Hükumetlerin siyasal oyunları, entrikaları vardır; daha sonra yüze gülerek durumu kurtarma imkanları olabilir. Ya basının ne imkânı var? Nasıl savunursunuz kâğıda dökülmüş ve dökülememiş olan şeyleri? Hz. Ali, “Söz ağızdan çıkınca sen onun esirisin” diyor. Gazeteci için ağızdan çıkması gerektiği halde çıkmamış sözün de hükmü vardır. Aradan iki yıl değil, 20 yıl da geçse, bu hüküm icra olunacak ve Türkiye, batı basınının darbe destekçiliğini unutmayacaktır.