Bolton’u durdurmak imkânsız

Eklenme Tarihi09.05.2019 - 8:15-Güncellenme Tarihi09.05.2019 - 8:15

Mahallede bir kabadayı vardır; geleni geçeni tehdit eder. Mahalleli “Şerrine lanet!” diyerek, bulaşmaz, “Efendilik bizde kalsın” der. “Belki ailesi uyarır, yola getirir” denir. Ama kolektif bir öfke kabarır, kabarır ve sonunda çok güçlü kuvvetli olmasa da mahallenin en efendi kişisi tokadı bir aşk eder ki kabadayı da beğenir.

1983’te, Lübnan’da iç savaş vardı. Hıristiyan Müslüman’ı, Müslüman her zaman olduğu gibi Müslüman’ı, İsrail her ikisini de katlediyordu. İsrail Lübnanlı Şiiler ile Filistinli mültecilerin bulunduğu Sabra ve Şatilla kamplarında korkunç bir katliam yapmış, kadın-çocuk dahil 450 kişiyi katletmişti. (Bu sayının 3 bin 500’e ulaştığına dair belgeler de vardır.)

ABD, daha sonra defalarca tekrar edeceği gibi, Birleşmiş Milletler’e bir Çokuluslu Barış Gücü kurdurmuş; bu kuvvete göstermelik, Fransız ve İtalyan askerinin yanı sıra, kendisi de 2.200 kişilik bir birlik göndermişti. Yine her zamanki gibi, ABD askerlerinin görevi, İsrail’i korumak ve İran’ın desteklediği Lübnanlı Şiilerin Sabra-Şatilla katliamının intikamını almasını önlemekti.

Fakat, bu kabadayılık, özellikle katliamın sorumlularının uluslararası ceza mahkemesine sevk edilmemesinin yarattığı öfkeyle karşılaştı; terör terörü doğurdu. Hâlâ kim olduğu bilinmeyen kişiler, bomba yüklü iki kamyonu, ABD deniz piyadelerinin bulunduğu kampa sürdüler; 241 Amerikalı, 58 Fransız askeri ve altı sivil can verdi. İki saldırgan da olayda öldü. Başkan Reagan, Savunma Bakanı Casper Weinberger’ın bir ayak oyunu sonucu gönülsüzce imzaladığı barış gücüne katılma kararını iptal etti ve askerler evlerine döndüler.

Terör, hiçbir zaman haklı görülemez; ama anlamaya çalışılabilir.

Dünyanın jandarması anlayışı veya daha fiyakalı adıyla “Monroe Doktrini” ile ABD kendisini 1850’lerden beri “âleme nizam vermekle” görevli sayıyor. İran’ın 1980’lerde Lübnan’da yaptıkları da bugün faaliyet alanını genişleterek ta Yemen’e kadar uzanan Şii Hilali’ndeki faaliyeti de elbette hoş görülemez. Birleşmiş Milletler bu tür saldırganlıklara karşı kurulmuştu. Umulan oydu ki 20 yıl arayla dünyayı iki kere ateşe boğan Almanya gibi ülkelere artık ABD, İngiltere ve Fransa değil, dünya ülkeleri dur diyecekti.

Ama hâlâ kendisini yabancı bir ülkede beğenmediği bir rejimi değiştirmekle görevli sayan ABD, bir kere daha Ortadoğu’yu kan ve ateşe boğmak üzere, uçak gemilerini ve muhriplerini bölgeye gönderiyor.

Weinberger ve Pentagon’daki “Şahinler” denen ekibi nasıl Reagan’ı aldattılarsa, şimdi de “ABD’nin dünyanın jandarması olması gerektiğini” açıkça söyleyerek göreve gelen John Bolton, aynı şeyi yapıyor. İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif, ABD’nin İran’a ekonomik yaptırımlarının “terörizm” olduğunu söylerken haklıdır. Ancak, Batı hegemonyasının dünyada iyice taraftar yitirdiği günümüzde, Bolton gibi çağ dışı adamları kendi yönetimleri nezdinde haklı gösterecek tutum ve davranışlar da bir o kadar yanlıştır.

Hiç olmazsa bu ramazanın Suriye ve bölgeye barış getirmesine yardımcı olmak gerekir.