Canım Afganistan, ruhum Pakistan

Afganistan’da sadece geçen Ağustos ayında her gün ortalama 74 kişi öldü. Bu BBC’nin hesaplaması. Brown Üniversitesi’nin Watson Araştırma Kurumu, 18 yıllık kaybı, 174 bin olarak veriyor.

ABD Taliban ile barış yapmanın mümkün olduğuna inandı ve görüşmeler yaptı. Oysa El Kaide’yi ve onun kurucusu Usame bin Ladin’i koruduğu iddiasıyla ABD, 2001’de başlattığı “Teröre Karşı Savaş” çerçevesinde daha ilk ayda 5 bine yakın sivili katletmişti. Bu saldırılar, ABD ve İngiltere’nin, Afganistan’daki Sovyet işgali ile mücadele etmek üzere Müslüman ülkelerden devşirdikleri işsiz-güçsüz gençlere 1979’da kurdurdukları Taliban’ı yıkamadı. Oysa ABD ve İngiltere, tarihe karışmış olan “cihat” ve “mücahit” kavramlarını diriltmek zorunda değildi. Afganistan’da Sovyet işgali ve ona yol açan hükumet darbesini yapan Afgan komünistlerinden çok daha güçlü ve köklü, modern bir ülke, demokratik bir sistem ve dünyaya entegre bir ekonomi oluşturmak isteyen bir siyasal gelenek vardı.

Sadece bir örnek vereyim: Afgan Sineması, Rus Sineması ile birlikte 1900’lerin ilk yıllarında başladı ve aynı hızla gelişti. Bu filmlerin Taliban’ın sinema düşmanlığının kurbanı olmaması için Afgan aydınlar, çift duvarlı binalar yaparak, film kutularını sakladılar. Afgan romanları, gazeteleri, fotoğrafçılığı, Taliban’a rağmen yaşadı. ABD ve İngiltere, elleriyle kurup büyüttükleri Taliban’dan kurtulmak istediklerinde demokratik modernizmi yeniden besleyip büyütmek yerine, havadan bombalamayı tercih ettiler. Bu bombalar, 50 yıl Taliban’dan kurtulmayı başaran moderniteyi yok etmekle kalmadı, yerine batı düşmanı bir kuşak yetiştirdi.

Afganistan belki de geri gelmemek üzere yok edildi.

Afganistan’a düşen bombalar sadece Afgan kültürünü yok etmedi. Bu barbarlığın nerede ise birinci derecede etkisi Pakistan’da da görüldü. Watson rakamlarına göre, Afganistan’da 150 bin sivil öldüyse, Pakistan’da da 65 bin kişi öldü. Tahribatın boyutlarını anlamak için Afgan-Pakistan sınırından gelen görüntüleri izlemek yeter. 2,500 km’lik bu sınırda, dağlar o kadar yalçın, dereler o kadar derin ki, yöre halkının deyimiyle kuşlar bile akşam yuvalarını bulamazlar. Bu sınır, binlerce yıldır Peştun ve Dari halklarını her türlü işgalden korumuştu.

Pakistan’ın etnografik yapısı Afganistan kadar çok parçalı olmamakla birlikte, orada da etnik, mezhepsel ve dil dengeleri vardı. Bu dengeyi gözetme imkânı veren ekonomik zenginlikten mahrum olan Pakistan, zekât ve öşrün ülkenin sosyal yapısında etkili olduğu nadir Müslüman coğrafyalarından biriydi. “Komşunuzdaki teröre göz yumuyorsunuz” suçlamasına sürekli muhatap edilen ve bitmez tükenmez bombalama hataları (!) yüzünden halkın giderek merkez siyasetçilerine yabancılaştığı Pakistan bu kez Hindistan’ın Keşmir üzerinde hak iddiası dolayısıyla tehdit altında. Pakistan, bir tarihte kendisini Hindistan’a karşı silahlandıran batının ve zengin Müslüman ülkelerin ihanetine uğramış vaziyette.

Bu iki muhteşem kardeş kültür, ölüm-kalım mücadelesi veriyor.