EastMed

1934’e kadar Libya’nın adı Trablusgarp idi. 1911’de, o tarihte güvendiğimiz, dostumuz--o kadar ki Ege Adaları’nı emaneten eline bıraktığımız--İtalya Trablus’u işgal etti ve daha sonra bugünkü sınırlarını çizerek adını eski Yunan zamanındaki ada çevirerek Libya yaptı.

Ömer Seyfettin’in çok okunmayan Primo Türk Çocuğu hikâyesi, bu elim olayın etkisini anlatır.

Aslında bize Osmanlılığın öldüğünü anlatan Trablus’un elimizden gidişidir. Ki bunu Balkan Savaşı (o zamanki adıyla Balkan Faciası) izleyecek; Bulgaristan, Yunanistan, Karadağ, Arnavutluk ve Sırbistan ile 290 bin evladı kaybedecek ve bu gerçek İttihat-Terakki’nin kafasına sonunda dank edecektir.

Yeni Türkiye’nin Libya ile daima sıcak ilişkilerimiz oldu. Bütün darbeci subaylar gibi ülkesini felaketten felakete sürükleyen Albay Muammer Kaddafi, yazdığı “Üçüncü Dünya” kitabı ile eski başbakan Bülent Ecevit’i kendine hayran bırakmış ve iki ülke arasında güçlü ilişkiler kurulmuştu. Ama bu Libya’yı demokrasi yoluna sokamadı; Kaddafi siyasal sistemler icat etmeye ve mesela “cumhuriyet” yerine “Cemahiriye” diye sistem kurmaya başladı. 1993’de ülkeyi ziyaret eden Başbakan Erbakan’a karşı kabalık da hatırlardan çıkmadı. ABD önderliğinde Batı Avrupa, Libya’yı bu diktatörden kurtarmaya karar verdiğinde Kaddafi’nin gösterileri bastırmadaki şiddeti kimsede ses çıkartacak hal bırakmadı.

Libya-Mısır-Suriye ve Türkiye-Mısır-Libya arasında zaman zaman denenen ekonomik ve hatta siyasal birliklerin en çok tepki çeken tarafı, Akdeniz’in yeniden bir İslam Gölü olması ihtimali olmuştu. Mısır ve Libya’da başlayan eşzamanlı olaylar, Libya’da Kaddafi dâhil yöneticilerin vahşi bir şekilde yok edilmesi ve ülkenin ikiye bölünmesi ile sonuçlanırken, Mısır’ın başına Türkiye’ye ve ülkesindeki muhafazakâr parti ve gruplara düşman bir askeri rejim getirildi. Daha sonra sıra Suriye’ye geldi ülkede iç savaş başlatıldı. Türkiye ise 15 Temmuz’da bir darbe ile diğer üç ülkede uygulamaya konan üç senaryoya birden konu edildi. Bu darbe, başarılı olsa idi, ülke bölünmüş, parçalar NATO güdümünde askeri yönetimler altına konmuş olacaktı.

Ancak işler beklendiği gibi olmadı: Türkiye darbeden de bölünmekten kurtuldu; Suriye’de rejim iç savaşla mahvolmakla birlikte yıkılmadı. Ancak Suriye’nin bölünmesi için Türkiye’yi etkisizleştirmek üzere son oyun henüz oynanmadı. Bu oyun NATO içinde sahneye konuyor ve bugün Londra’da perdeler açılıyor.

Bölgede dört ülkeyi içine alan asıl oyun, Doğu Akdeniz (EastMed) Petrolleri oyunudur. Düşünün, Muhammed Mursi bugün hala Mısır’ın başında olmuş olsaydı…  Libya böyle ikiye bölünmüş ve perişan edilmiş bulunmasaydı… Filistinliler, Akdeniz’deki haklarına sahip çıkabiliyor olsalardı… Fransız, İtalyan, Amerikan gemileri, bu sularda petrol ve gaz arıyor olabilirler miydi?

Bu soruların cevabını düşünürken, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Feyiz el-Saraç’ın geçen hafta Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile imzaladığı münhasır bölge tanımlama anlaşmasını hatırda tutun.