Güvenli bölgenin ötesi

İdlib çevresinde 15-25 kilometrelik güvenlik kuşağı oluşturan Türkiye-Rusya anlaşması, hafta başında, Suriye uçaklarının bu bölgedeki gözlem noktalarından birine gitmekte olan Türk konvoyuna saldırmasıyla ikinci büyük yarayı aldı. 16 Eylül 2018’de yapılan anlaşma, 19 ve 20 Eylül’de Beşar Esat’a bağlı Suriye birlikleri tarafından Heyet-i Tahriru’ş Şam’a (HTS) yapılan yoğun saldırılarla zaten hayatına yaralı başlamıştı. HTS önceleri Taliban’a bağlı denilerek terör örgütü ilan edilmiş; ancak ABD daha sonra çoğu sivillerden oluşan bu grubu terör örgütü saymadığını açıklayarak onlara silah ve teçhizat yardımı yapmıştı. İdlib’deki diğer gruplardan çoğu, ABD’nin denetimindeki örgütlerdi.

Trakya kadar bir alanı kaplayan İdlib’de, DAEŞ dışında Suriye’deki kanlı rejimi silah zoruyla devirmek isteyen, ılımlı-aşırı ve silahlı 20 bin rejim aleyhtarı ve aileleri birikmiş durumda. Türkiye bu ili kuşatan sınırın çevresindeki güvenli bölgede gözetim noktalarında bulundurduğu birlikleriyle bu gruplarla Esad’ın askerleri arasında tampon oluşturuyor. Esasen Astana Süreci’nin bir devamı olan İdlib Anlaşması’nın uygulanmasının imkânsız denecek kadar zor olacağı ilk günden belli idi. Nitekim ekim, şubat ve mayıstaki saldırılarla İdlib Anlaşması’nı sürdürmek imkânsız hale gelmiş ve anlaşmayı canlandırmak için Türkiye ve Rusya’nın yeniden görüşmeleri gerekmişti.

Pazartesi gününe kadarki saldırılar, Türkiye’nin denetim altında tutmayı taahhüt ettiği rejim aleyhtarı gruplara yapılmıştı. Ama Esad ilk kez doğrudan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni hedef almış oldu; Türk birliklerini atlayarak, güvenli bölgenin içinde kalan Han Şeyhun kasabasına asker soktu.

Bu, doğrudan Astana Süreci’ni hedef almaktadır. Oysa süreç, Cenevre’de yeni Suriye anayasasının yazılması aşamasına ulaşmıştı.

İdlib’in Türkiye’nin kontrolünden çıkıp muhalif güçlerin Esad’a yeniden saldıracağı ve durumun iki yıl önceki hale döneceği anlamına gelir. İç savaşın sona ermesi, 8 milyon Suriyelinin Türkiye, Ürdün ve Lübnan’dan evlerine dönmesi yeniden hayal olacaktır.

Beşar Esad da babası gibi Moskova’nın izni olmadan tuvalete bile gitmez. Peki, öyleyse yeni anayasa konusunda Astana ortakları arasında bir tutum değişikliği mi oldu? Görünür (ve görünmez) düzeylerde böyle bir şey yok. Ancak yine de İdlib’de yığılmış gruplarda sinsi bir hareketlenmenin olduğu biliniyordu. Bölgeden alınan haberlerde, bu hareketlenmenin Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda temizlik söylemiyle arttığı da alınan haberler arasında idi.

Türkiye’nin ABD’yi tam 35 kilometre olmasa bile, PKK uzantılarını sızma harekâtı ve roket menzilinin dışına çekmeye ikna edeceği belli. Ne var ki bu geri çekme, ABD’nin Suriye’yi bölme ve bir terör devleti kurma planlarını değiştirmesi anlamına gelmiyor. Bu terör devleti, sadece Türkiye’nin değil, İran ve Rusya’nın da şiddetle karşı olduğu bir oluşum.

ABD şimdi İdlib’de yeni bir ateş yakmaya hazırlanıyor; sadece katil değil aynı zamanda ahmak olan Beşar Esad da bu ateşe yakıt taşıyor.