İttifakın çatırtıları

Cumhurbaşkanının nasıl geçeceğine dair farklı beklentilerimiz olan BM programı ve Almanya’ya uzunca bir aradan sonra yapılan devlet ziyareti gibi önemli olaylara tanık olan geçen hafta dikkatlerden kaçan bir gelişme oldu. AB’nin üç büyük üyesi, Almanya, İngiltere ve Fransa, Çin ve Rusya ile, ABD ambargosunu dinlemeyerek İran’la yapacakları ticareti, ABD’den gizlemek için yeni bir para transfer sisteminde anlaştılar. Çin bu yeni yöntemi sadece İran ile değil Rusya ve Türkiye ile ticaretinde de kullanacağını açıkladı. Rusya, yeni sistemin ABD’yi dışarıdan bırakacak yeni bir ticaret ve ödeme ağı olacağını bildirdi.

Tarihi geri alalım: 1942 Kasım’ı. Hitler’in Manş Denizi’ni geçip İngiltere’ye atlaması an meselesi. Roma’nın, Napolyon’un, Babür’ün ve en son Osmanlı’nın yerini alan İngiliz Kolonyalizmi’nin beşiği elden gitmek üzere. Başbakan Churchill yine Washington’da birbirlerinden karşılıklı nefret ettikleri Başkan Roosevelt’ten bir kere daha asker, para ve teçhizat istiyor. İstemiyor, yalvarıyor. (Churchill o gece içinde bulunduğu durumu, “Sadece dizlerimin ve ellerimin üzerinde değildim,” diye tasvir edecekti.)

ABD başkanı Kongre’nin izolasyon yanlısı yasasını aşabilir; ama bunun için İngiltere’den imparatorluğun anahtarlarını istiyor! Bunun için başbakanın önüne bir belge uzatıyor: Üzerinde “Önerilen bildirge çok gizlidir” yazıyor ve sadece 8 madde içeriyor. İşin edebiyatı bir kenara bırakılacak olursa, daha sonra Atlantic Charter (Atlantik Sözleşmesi) adını alacak ve NATO’nun kuruluş bildirgesi olacak bu belge ile İngiltere, kolonilerine vergisiz mal satma imtiyazından vaz geçiyor; o tarihte bile dünyanın en büyük ekonomisi olmuş olan ABD’ye dünyanın en gelişen, nüfusu en kalabalık pazarlarını devrediyordu.

Churchill çaresizlik içinde bu belgeyi imzaladı. ABD ele geçirdiği İngiliz pazarlarını kullanarak, Çin’i ve Japonya’yı adeta tekeline alarak, Hindistan ve Afrika’yı paylaşsa bile büyük ölçüde kendi elinde tutarak dünyanın hiç görmediği bir imparatorluk kurdu. Evet, ABD bu yapıyı asla İngiltere gibi “Kraliçe adına” valiler tayin ederek yönetmeye kalkmadı ve o zamanların moda deyimi ile bu ülkelere demokrasi ihraç ederek “malların ve fikirlerin serbestçe dolaşımı” adını verdiği düzenle pekiştirdi.

Bu serbestiyeti sağlayacak ana mekanizma ise küresel finans sistemi idi. Çeşitli evrelerden geçen bu “güvenli finans mesaj sistemi” bugün on binlerce bankayı birbirine bağlıyor ve siz IBAN veya SWIFT numarası kullanarak, Pekin’den Moskova’ya, Londra’dan Tahran’a, İstanbul’dan Adana’ya para aktaracak olursanız bundan ABD’nin haberi oluyor. Eğer bu muameleniz, ABD’nin uluslararası hukuk açısından hiçbir geçerliği olmayan bir yaptırımını ihlal ederse, böylece ABD’nin sizi cezalandırma imkânı doğmuş oluyor.

Trump, ABD’nin bu küresel hegemonyasını kullanarak, seçimlerde vaat ettiği gibi ülkesini yeniden en güçlü ülke haline getireceğini hayal etti. Ama öyle görünüyor ki, onun bu açgözlülüğü, Atlantik İttifakını çökertmek üzere.