Korkunun kendisi

Eklenme Tarihi15.02.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi15.02.2018 - 1:44

Beyaz Saray’da son bir haftada yer alan istifalar, kovmalar, eşlerini dövmeyi âdet edinmiş konuşma yazarının basın-yayında sebep olduğu kepazelik ve yeni atadığı genel sekreteri kovmaya kalkıp bunu becerememesini liste olarak dökerseniz, Trump’ın dış siyasete, Afrin’e, Menbiç’e, Korgeneral Funk’un demeç ve fotoğraflarına bir saniye ilgi göstermeyeceği görülür. Aynı zamanda Savunma Bakanlığı’nda bu durumdan kendilerine vazife çıkartan generallerin nasıl bu kadar kolay fink attığı sorusunun da cevabı bulunur.

Başına bir petrolcü getirilmiş olan ABD Dışişleri’nin Savunma Bakanlığı’ndan farklı telden çaldığına ilişkin çok zayıf belirtiler görülmüş de olsa, Tillerson’ın bugünkü ziyaretinden sonra generallerden farklı şey söylemediği görülecektir:

“Afrin’e yaptığınız harekât, güvenlik açısından hakkınızdır. Ama ne yapalım ki bizim DAEŞ’e karşı iş birliği yaptığımız YPG, Afrin’deki Kürtleri kendi arkadaşları sayıyorlar ve onların yardımına koşmak için DAEŞ’e karşı oluşturduğumuz cepheden çekiliyorlar. Afrin’e girmeyin; DAEŞ’le mücadele zarar görmesin.”

Bu paragrafın önüne, arkasına “Siz bizim müttefikimizsiniz... Biz bu ilişkiyi sürdürmek istiyoruz. Bizim için önemli olan Türkiye’dir...” ve saire gibi süslü ama boş cümleler koyabilirsiniz. Ama asıl mesajı vermiş olursunuz.

“Boş” ifadesi, belki NATO üyeliğimiz açısından biraz abartma olabilir. Bizim ABD ve Avrupa ülkeleriyle askeri ittifakımız tamamen anlamsız değildir. Gerçi Türkiye de Avrupa ülkeleri de bu ittifaka Amerika tarafından adeta kandırılarak sokulmuşlardır (“Komünist Rusya sizi yutacak!”); ancak zaman içinde Rusya ABD’nin kendisine atfettiği bütün melaneti de fazlasıyla işlemiştir. Şu anda Rusya’yı Türkiye konusunda bizim çok da arzu etmeyeceğimiz türden “babalanmalardan” alıkoyan biraz da NATO’dan korkusudur.

Ancak bunu başka türlü de sağlamak mümkündür. Rusya da bütün ülkeler gibi tutum ve davranışları çıkarlarıyla çizilen bir ülkedir ve bu çıkarların önemli bir bölümü Türkiye’nin siyasetlerine bağlı hale gelmektedir. Bunları detaylandırmayı başka zamana bırakarak, ABD’nin kuzey Suriye’de asıl amacı olan Türkiye, İran ve Rusya’yı İsrail’i daha fazla tehdit edebilir olmaktan uzaklaştıracak bir “Kürt devleti” oluşturma siyasetine, bu siyaseti gizlemek için yeni kandırmacalarla devam edeceği meselesine geçmek isterim. Amacın bir Kürt devleti değil de DAEŞ ile mücadele olduğuna ikna çabasının sebebi, Türkiye’yi tümüyle elden kaçırmamak ve Rusya’yı daha çok öfkelendirmemektir. Türkiye ve Rusya’yı ikna için, İran’ın İsrail için nasıl büyük bir tehdit olduğunu “gösteren” yeni yeni olaylar olmaktadır. 50 yıldır İsrail ile doğrudan çatışmayan İran birden
İsrail’e İHA gönderir oluvermiştir, mesela.

Bu kargaşada aklımızda tutmamız gereken ilkelerden biri, toplumları daima bilinmeyenlerin korkuttuğudur. ABD’siz bir Türkiye nasıl olur, bilmiyoruz. Öğreniriz. 4 Nisan 1949’dan önce NATO mu vardı?

Roosevelt’in ünlü sözünü hatırlayalım: Asıl korkulacak şey, korkunun kendisidir.

 

Etiketler