‘Olmaz olsun böyle dostluk’

Bu başlığı Hürriyet gazetesi 1974 Mayıs’ında attı ve bir ay süreyle, Yunanistan’ın Ege’de dostluğa sığmayan tutum ve davranışından örnekler verdi. Kıbrıs’ın bir İngiliz oyunu ile elimizden gitmesine engel olmuş olan Hürriyet, bu yayını ile de örneğin İstanbul’da İzmir’e giden Türk gemilerinin Atina’dan izin alması gibi bir milli felaketi önledi. Hemen ardından 20 Haziran’da Karakas’ta başlayan Deniz Hukuku Konferansı’nı Hürriyet adına ben, Milliyet adına da duayen ağabeyimiz Altan Öymen izledik ve Yunanistan’ın tarihi sular sayılan denizlerde kıt’a sahanlığı üzerinde tek taraflı tasarrufa imkân veren bir maddeyi geçirmemesi için konferanstaki dışişleri heyeti üzerinde adeta at sineği hizmeti gördük.

Aradan çok zamanlar geçti; Ege’de sular bir ısındı, bir soğudu ve bugünlere, Yunan hükumetinin son bir yıl içinde bir tek Türkiye vatandaşının vize almadığı Trabzon’da “Vize Ofisi” açtığı günlere geldik.

Sosyal psikolojide “örtülü ilişkilendirme testi” diye bir şey vardır. Uzmanlar bir kavram söylerler, siz aklınıza gelen ilk kelimeyi söylersiniz; böylece zihin haritanızın ortaya çıkartılmasında önemli bir adım atılır. Sizinle burada böyle bir oyun oynayamayız ama siz çevrenize sorabilirsiniz: “Trabzon Rum” deyince hangi kelimeyi hatırlıyorlar.

Trabzonluların vize başvurusundan bitap düşmediği bu kentimize vize bürosu açması, sadece “Pontus” kavramını hatırlatmak ve sürekli akılda tutmak içindir.

Bunun adı dostluk değil, Irredentism’dir. Bu, siyaset bilimcilerin ve tarihçilerin bir ülkenin geçmişte başka bir ülkeye kaybettiği topraklar üzerinde hak iddia etmek, geri istemek amacıyla oluşturulmuş siyasal veya popüler harekete, ideolojiye verdikleri isimdir.

Yunanistan, Birinci Dünya Savaşı boyunca, batılı müttefiklerinden “Türklerin ellerinden aldığı toprakları” istemişler; İngiltere başbakanı Lloyd George ve ABD Başkanı Woodrow Wilson, daha sonra Sevr Anlaşmasında yerini aldığı üzere, Yunanistan’a “İzmir ve Trabzon ile havalisini” vaat etmişlerdi.

Sevr’i imzalayan İstanbul hükumetinin temsilcilerine bu işgalin gerçekleşmeyeceği sözü verildi; onlar da buna inandılar! Ama İngiliz, ABD, Fransız ve İtalyan savaş gemileri, 11 Mayıs 1919’da Kavala’dan yüklediği “Elen Ordusu 1’ nci Piyade Taburu” ve komutanı Yarbay Nikolaos Zafeiriou’yu Karaburun, Uzunada, Urla, Foça ve Yenikale’ye nakletti.

Bunun üzerine Genelkurmay, a ylardır yürüttüğü hazırlığı sür atle tamamladı ve Tümgeneral Mustafa Kemal ve 18 arkadaşı, 16 Mayıs’ta, dört yıl sürecek millî mücadele için yola çıktılar. Türklüğün bittiğini zanneden Avrupa, hayatının tokadını yedi, yeni Türkiye’yi Lozan’da 24 Temmuz 1923’de tanımak zorunda kaldı.

Yunanistan bu şanlı direnişi hiçbir zaman kabul etmedi ve 2014’te 19 Mayıs’ı Anadolu Rumlarının Soykırım Günü olarak (Pontic Genocide) olarak ilan etti. Dostumuz ve NATO’da müttefikimiz Yunan, bu alanda uluslararası farkındalık yaratmak için büyük çabalara girişti. Wikipedia’da bile 15 bin kelimelik bir makale var!

Olmaz olsun böyle dostluk.