PKK ve Kürt siyaseti (2)

Suriye iç savaşının ilk somut sonuçlarından biri, ABD’nin ülkenin kuzeyindeki Derek, Kamışlı, Serekaniye, Telabyad, Kobani, Azez ve Afrani kentlerinde özerk yönetimler kurdurması oldu. Kürtçe “batı” anlamına gelen Rojava’da yönetim Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve Ezidiler arasında paylaştırılmış görünse de bu yöre, Türkiye’den gelen ve Arapça bile bilmeyen PKK teröristlerine bırakılmıştı. Abdullah Öcalan Şubat 2015’te PKK’ya Türkiye’de silah bırakmayı ve kendi kendisini feshetmeyi bildirdiğinde, bu bildirimin hiçbir değeri olmadı; çünkü PKK artık onun değil, çömezlerinin yönetimindeydi ve çömezler, ABD Suriye Koalisyonu Özel Temsilcisi ve Tam Yetkili Elçisi Brett McGurk’un “paydaşları” idi.

ABD’nin planı Irak’ı Akdeniz’e bağlayacak bir terör koridoru açma ve burada kuracağı özerk bölgeyi PKK’nın Suriye kolu PYD ve onun silahlı kanadı YPG’nin kontrolüne vermekti. Ancak Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekâtı bu oyunu bozdu; Başkan Trump PYD’ye koruma sağlayan ABD askerlerini geri çekmeyi kabul etti. Ancak hatırlayacaksınız, bu vaat yerine gelmedi; tersine, ABD askerlerinin sayısı artırıldı.

Suriye’de olanlarla PKK’nın varlığını sürdürmesi arasındaki bağı görüyor olmalısınız: Bir zamanlar Türkiye’deki silahlı silahsız bütün Kürt siyasetçilerin “Kürtlerin siyasal iradesini temsil eden tek kişi” diye yere göğe sığdıramadıkları Abdullah Öcalan’ın PKK’ya “Silahlarınızı TSK’ya teslim edin ve ülkeyi terk edin” çağrısı sadece sağır kulaklara çarpmakla kalmıyor, aynı zamanda alay konusu oluyordu.

PKK o sırada ilan etmiş olduğu sözde ateşkesten vazgeçiyor, Lice, Silvan, Varto, Kulp, Doğubayazıt, Yüksekova, Cizre, Silopi, Nusaybin, Dargeçit ve Diyarbakır’ın Sur mahallesinde, kendisine bağlı kişilerin yönetiminde bulunan belediyeleri kullanarak, hendekler açıyordu. PKK, bu metodu, ABD’li eğitmenlerden Rojava’da kanton kurma sürecinde öğrenmiş ve o sırada bu eylemlerin muhatabı olan Esad ordusu gibi, TSK’nın ve Türk polisinin de ya korkup kaçacağını ya da yüksek sayıda sivil zayiatı dolayısıyla dünyanın kınamasına muhatap olacağını tahmin etmişti.

Bunların elbette hiçbiri olmadı ve Türkiye hendek terörünü zor da olsa, ağır şehitler vererek önledi. Ama olan PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan’ın, terör örgütü ve onun güdümündeki siyasal kuruluşlar eliyle bölgenin Kürt halkı üzerindeki otoritesine oldu.

Son birkaç ay, başka bir bahane bulamadığı için olsa gerek, terör örgütünün denetimindeki silahsız kuruluşlar, istikrarsızlaştırma çabaları çerçevesinde Abdullah Öcalan’ın tecritte tutulduğunu öne sürerek, ölüm orucu dedikleri eylemler yaptırdılar. Bu eylemlerin de hiçbir yankısı, etkisi olmadı ama Öcalan, eylemlerin gerçekten kendisi için yapıldığını sanmış olsa gerek ki geçen hafta HDP seçmeninin Millet İttifakı adayına oy vermemesi çağrısında bulundu. Bu çağrının nasıl bir yankısı olduğu, seçim sonuçları analizleriyle anlaşılacaktır. Ancak HDP’nin demeçlere bakarsanız Öcalan ile örgütünün arası artık tamamen açılmıştır.