Putin meseleyi anladı mı?

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in showman’liği bütün dünyanın bilgisi dâhilinde olan bir şey. Buzları kırıp, eski 5 derecede yüzmeler, judo ve dans gösterileri, at yarışları ve saire. Tabii bu arada yüzünü buruşturmadan votka içme yarışlarını unutmayalım.

Bunlar, asık suratlı, konuşmaktan aciz eski Sovyet liderlerinden sonra, Rusya’nın dünya kamuoyu nezdinde halkla ilişkiler, itibar ve sempatik görünme gibi açılardan puan kazanmasını sağladı.

Putin, biliyor olmalı ki, Suriye’deki Esad rejiminin kendi halkına karşı giriştiği zulme Rusya’nın sağladığı destek sürdükçe, Türkiye kamuoyu nezdinde, kendisinin ve ülkesinin “dost ve müttefik” imajı kazanması mümkün değildir. Resmi planda ise sözgelimi İdlib anlaşmasının Beşar Esad’a ait görünen ama Rus pilotların uçurduğuna dair kuvvetli kanaat bulunan uçakların saldırısının sürmesi gibi ciddi anlaşma ihlalleri sürdükçe, ne S-400’ler ne SU-57 Rusya’yı “güvenilir ortak” yapmaya yetecektir.

Putin, Başkan Erdoğan’a dondurma ısmarlamak, bir Türk’ü astronot olarak uzaya götürmek gibi PR şirinliklerine, son zirvede Kuran’dan ayet aktarmayı ekledi. Putin’in Müslümanlar arasındaki çatışmalara kardeş olduklarını hatırlayıp son vermeleri gerektiği uyarısı yerindedir ve Müslüman ümmetinin, dünya çapında unuttuğu bir husustur. Bu ayet yüzyıllardır var ve Müslümanlar Müslümanlarla çatışmaya devam ediyorlar. Şimdi bir kere daha bunu Putin’in ağzından duymak, sadece ihlas sahibi birkaç Müslümanı utandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Oysa Rusya, siyasal müttefiki Suriye’nin Müslüman liderine, kimi ılımlı, kimi radikal ama hepsi karılarıyla ve çocuklarıyla İdlib’de bir karış yere sığınıp kalmış olan hepsi Müslüman rejim aleyhtarlarına saldırılarını durdurmasını söyleyebilir. Esad’a sorunun İdlib değil, Rojava olduğunu, rejim aleyhtarı da olsalar Müslümanların değil, İsrail’i korumak için PKK teröristlerine devlet kurduran ABD olduğunu anlatabilir.

Ama görünen o ki bir süper-güç adayı olarak Rusya, İsrail’i (ve o kapıdan girerek, dünya Musevilerini) elde tutabilmek için, “Suriye’nin toprak bütünlüğü” kavramını bile bir kereden fazla telaffuz etmemeye dikkat ediyor. Türkiye, taleplerine uygun bir güvenli bölge kurulmazsa, ABD’yi bir kenara bırakıp kendi başının çaresine bakacağını söylerken ne Putin ne de Ruhani teröristlere karşı ortak harekât veya Türkiye kuzeyden ilerlerken rejimin de PKK-PYD-YPG teröristlerine karşı güneyden harekete geçmesi gibi formülleri hatırlamaktan uzak görünüyorlar. 1998 tarihli Adana Mutabakatı’nı Rusya bırakıp İran alıyor ve Türkiye’ye hatırlatıyorlar. Türkiye bu anlaşmayı çok iyi hatırlıyor; bu anlaşmayı Türkiye’nin değil, Suriye’nin hatırlaması gerekir. Beşar Esad bu mutabakatı sürdürüyor olsaydı, işler bu raddeye gelmez, Suriye bugün bölünmenin eşiğinde olmazdı.

Hamdolsun, ülkemizde Kuran tilavetinde bir sorun yoktur. Oysa Putin için lafı bırakıp kolları sıvama ve Suriyeli mültecileri acilen ülkelerine döndürme vaktidir.