Satılık onur arıyorsanız

Bölgemizin selameti için ABD’nin iki şeye ikna edilmesi lazım:

1. Suriye’de bir PKK devleti kurulmadan da İsrail’in güvenliği sağlanır.

2. Suudi Arabistan’ın başına ihtirası becerisinden büyük bir cani geçirilmeden de İsrail’in güvenliği sağlanır.

Aslında bir şey daha var, ama bu sadece Trump açısından anlamlı:

3. Uluslararası ilişkilerde para her şey demek değildir.

ABD Ortadoğu petrollerinin düzenleyicisi rolünü İngiltere’den devralırken, İsrail’in bağımsızlığını sağlama ve güvenliğini koruma şartını da üstüne aldı. Daha doğru ifadesiyle, Başbakan Churchill, İngiltere’nin petrol üzerindeki haklarını bu iki maddeye ilişkin güvence karşılığında Roosevelt’e devretti.

Sovyetler Birliği, “Hür Batı” için (bir zamanlar, başına “hür” sıfatı getirilmeden “batı” kelimesi kullanılmazdı) bir numaralı tehdit olmaktan çıkınca, “askeri-sınai kompleks” denen yapı, silah satışlarını sürdürmek açısından yeni bir düşmana ihtiyaç duydu; o zaman işbaşında olan ABD yönetiminde köşe başlarını kapmış olan yeni-muhafazakârlar (ki ne yeni idiler, ne de muhafazakâr) aradıkları düşmanı İslam dünyasında, hem de kendi elleriyle örgütleyip işbaşına getirdikleri İran İslam Devrimi’nin şahsında buldular. Bu düşman, mezhep açısından biraz pürüzlü de olsa yine kendi silahlandırdıkları Afgan mücahitlerinin katılmasıyla daha da korkunç hale geldi. Bu tehdit bugün hâlâ DAEŞ adıyla kullanımda.

Bu tablonun orasına burasına güncel motifler konmuş olsa da temel aynıdır. Bu temel üzerinde üretilen “Güvenlik Stratejisi” artık günümüzde bir ideoloji, bir dünya görüşü olarak Demokrat veya Cumhuriyetçi, ABD’nin her türlü eylem ve söylemini belirlemektedir.

İran (Neo-Con söylemle “Cihatçı İslam” İsrail’in güvenliği (ve bu çerçevede Ortadoğu petrollerinin Batı’ya serbestçe akışı) için tehdittir ve bu tehdit, ancak ve ancak Suriye parçalanarak, bir bölümü hiçbir zaman “Cihatçı İslam” ülkesi olmayacak bir Kürdistan’a verilerek sağlanabilir. Bu oluşumun gerçekleşmesi için ise Ortadoğu’nun en büyük para kaynağı olan Suudi Arabistan’ın başına güvenilir ve İsrail ile iş birliğine hazır bir kral getirilerek sağlanır.

Bu Kürdistan, bir PKK devleti de olsa...

Bu kral, bir katil de olsa...

Önceki gün CIA’nın Kaşıkçı raporu hakkında bilgisi olan bir ABD Dışişleri elemanı, Kaşıkçı’yı öldürme emrini ABD’nin Suudi Arabistan kral adayı Muhammed bin Selman’ın verdiği gerçeğinin “gözü kör edecek kadar açık ve seçik” olduğunu söylemişti. Aynı derece açık ve seçik olan husus, ne böyle bir Kürdistan’ın ne de hasımlarını fiilen ortadan kaldıran bir kralın ne ABD’nin çıkarlarını ne İsrail’in güvenliğini ve ne de Batı’ya serbest petrol akışını sağlayamayacağıdır. Suriyeli Kürtler denen etnik grup, hiçbir zaman PKK-PYD veya YPG ile özdeş değildir ve olamaz. Körfez’deki, Ortadoğu’daki ve Kuzey Afrika’daki Arap halkı, hiçbir zaman bir katilin liderliğini kabul etmezler.

Ve ne Kürtler ne Araplar ne de Pakistan’ın onuru-şerefi satılık değildir. Birkaçının belki! Bilhassa terörist ve katil olanların...