Yenikapı’dan Yeni Zelanda’ya?

Eklenme Tarihi25.03.2019 - 8:15-Güncellenme Tarihi25.03.2019 - 8:15

Türkiye iç politikası, yaklaşan bir seçimin son virajına giriyor ve dünyanın her yerinde olduğu gibi, ülkede iç siyasal söylem ön plana çıkıyor. Ne var ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki gün Ankara, dün de İstanbul’da düzenlenen Cumhur İttifakı mitinglerinde, iç ve dış siyaset perspektiflerinin dengesini korudu.

İç siyasetin öne çıkarttığı, ancak dış dengelerden kaynaklanmış olan “beka” unsuru, bu konuşmalarda önemli yer aldı. Her seçim o ülkenin geleceği ile ilgilidir ve seçmen olsun veya olmasın, nereye oy verirse versin, hatta isterse kendince makul bir sebeple oy vermemiş bile olsa bütün yurttaşların geleceği bu seçimlerden etkilenir.

Ancak dünyamız bir garip süreçten geçiyor ve yerel yönetimleri belirlemek için yapılıyor bile olsa, Türkiye’deki seçimler bu garipliğin gölgesi altında bulunuyor.

İki önemli faktör var bu garipliğin sebebi veya sonucu gibi görünen. Birincisi, Venezuela Süreci diye adlandırdığımız bir gelişme; diğeri Kudüs-Golan Girişimleri. Her ikisi de ABD’nin inisiyatifi ile başlayan, AB başta olmak üzere diğer ülkelerin şöyle ya da böyle desteklediği gelişmeler.

Venezuela, ekonomik darboğazın nasıl manipüle edilerek bir ülkenin rejim bunalımına itilebildiğinin örneği. Kudüs-Golan gelişmeleri de dünyanın hegemonik gücü ABD’nin istediği zaman ne uluslararası hukuku, ne devletler hukukunu ne de kendi diplomatik kararlarını dikkate almayabileceğini bize anlatıyor. Bu iki gelişme, öyle bir zamanda, öyle bir bağlamda ortaya çıktı ki, (a) bir ülke ve halk zayıfsa, (b) kendi içinde bölünmüşlük yaşıyorsa, (c) siyasal destek istatistikleri (ki bunların en tartışılmaz olanı seçim sonuçlarıdır) ortaya güçlü bir iktidar kuşkusu çıkartıyorsa, her ikisi de ABD’nin çıkarları gerektiriyorsa, herkesin başına gelebilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hatip olarak dinleyeni klasik bir tabir olacak ama büyüleyen tarzı, bu tarz içinde yeri-göğü sarsmamaya özen göstererek yine klasik bir tabirle nezaketle yaptığı çağrılar, Yenikapı’dan Yeni Zelanda’ya uzanan bir hatırlatma olarak alınmalıdır. Yeni Zelanda’daki 50 cana kıyan ve bu sayıya yakın Müslümanı yaralayan ve sakat bırakan teröristin, eylemi, seyahatleri, silahlarının üzerine yazdığı yazılarda anlatılan tarih gerek Venezuela Süreci’nin gerek Kudüs-Golan inisiyatifinin, Türkiye açısından bir karamsar insan kötümserliği, bir komplo teorileri ile rasyonalizasyonu bozulmuş mantığın ürünü olmadığını bize söylüyor.

Ankara’da yarım milyona yakın, İstanbul’da bir buçuk milyonu aşkın kişi, belleğimize iç siyasetin muhteşem bir görseli olarak kayda geçmiş olmalı. Ama bu muhteşem tablolar, oradaki hitabetin ihtişamı içinde zikredilen mesajları arka plana itmemelidir.

Birlik ve beraberlik, her ülke için ve her zaman önemlidir. Ancak, şimdi özel savcının Rusya ile casusluk soruşturmasında beraat ettirdiği ABD liderinin daha cüretkâr olacağı ihtimali akılda tutulursa, Türkiye için her ülkeden ve her zamankinden daha önemli hale gelmiştir diyebiliriz.