Yüz yüze görüşmeden olmayacak bu iş

Beşar Esad hopladı zıpladı ama sonunda Rus ağabeyinin “Biz Türklere söz verdik. Bu teröristlerin tahriklerine kapılma; ateşi kes!” sözünü dinledi. Ama umutsuz vaka, yine ABD.

Daha belirgin olacak isek, CENTCOM.

ABD Silahlı Kuvvetleri’nin “ordu” kavramına benzeyen yedi coğrafi, dört fonksiyonel “birleştirilmiş muharip komutanlığı” var; 1983’te kurulan CENTCOM bunlardan “dünyanın merkezinden sorumlu” kuvvet komutanlığıdır. Görev alanı, Ortadoğu, Orta Asya ve Basra Körfezi’dir; şu anda başlıca harekât alanı Afganistan, Irak ve Suriye’dir. Bu komutanlığın uzun hikâyesi hem kendi sitesinde var hem de wikizeroo.org’da (Wikipedia’nın yeni adı).

CENTCOM sıradan bir komutanlık değil. ABD Silahlı Kuvvetleri hiyerarşisinde, merkezinin ülke dışında bulunması, başka ülkelerde yapılan ve adına “koalisyon” denen başka ülke askerlerini barındırmasıyla, adeta bir tür özerkliği var. Bu özerklikte, orgeneraller Norman Schwarzkopf, John Abizaid, David Petraeus (çuvalcı general olarak hatırlarsınız), Jim Mattis (eski savunma bakanı; 1 Mart tezkeresinde Türkiye’ye girmesi reddedilen askerlerin başındaki komutan: “Türkler bunu ağır ödeyecekler” ifadesinden tanırız) ve 2016-19 arasında, PKK/PYD ve YPG’yi “Amerika’nın karadaki çizmeleri ve DAEŞ’e karşı ortağı” seçen Joseph Votel’in komutanlığının da önemli katkısı var. Son üç aydır Votel’in yerini Kenneth F. McKenzie almış bulunuyor.

ABD’de genellikle askerlerin bir ideolojisi olmadığı söylenir; ancak bu söylentinin bizzat kendisi bir ideolojidir. Evet, ABD ordusu hiç darbe yapmamıştır, ABD başkanı ve bakanı asmamıştır; ama başka ülkelerde darbe yapmış, yaptırmış ve onların krallarını, diktatörlerini, başbakanlarını, bakanlarını asmış, astırmıştır. Nitekim Obama önceki Başkan Bush’un Afganistan ve Irak pisliklerini temizleme vaadiyle seçildi; ama bırakın onları temizlemeyi, kendisi ilave askerler göndererek ve Usame bin Ladin’in öldürülmesi ve El Kaide’nin temizlenmesi gibi gerekçelerle Afganistan’ı adeta yok etti; yerine bir çadır devleti kurdu. Aynı şeyi Irak’ta yaptı. Sonra Suriye’yi bugünkü kan gölüne çevirmek için stratejik ve taktik yapılabilecek tüm hataları yaptı.

Aynı şeyi Trump tekrar etti. “Obama ve sahtekâr Hillary DAEŞ’i kurdu!” diye oy alan Trump, sahadaki komutanlarının DAEŞ’in bir tümüyle haritadan silindiğini, bir yeniden tehdit olduğunu açıkladıklarının farkında değil. Kendisine önce “Tamamen çekileceğiz”, ardından “Tamamen değilmiş; 2.000 kişi bırakacakmışız!” dedirttiklerini göremiyor. Özel elçileri geliyor, “Türkiye’nin sınırında güvenli bölge oluşturacağız” diyerek ortak karargâhlar kuruyorlar; karargâhtaki subaylar “Güvenli bölge 30 kilometre mi olsun, 10 kilometre mi olsun” diye tartışmaktan, bir türlü işe başlayamıyorlar. Bu arada, bilmem kaç yüz TIR ile sınırda oluşturulan terör devletine silah, mühimmat ve yiyecek taşınıyor.

Çare? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son bir kere daha ABD Başkanı’na, kendisine oynanan oyunu yüzüne karşı anlatması gibi görünüyor.

DİĞER YENİ YAZILAR