Zeytinyağında büyük hile

31 Ocak 2019

Her zeytin döneminde zeytine ve zeytinyağına yapılan hileleri duydukça insanın midesi bulanıyor. İşin enteresan olan yanı, her yıl var olan hilelerin üzerine parmak ısırtacak nitelikte yeni hileler konması. Mesela, sizler muhtemelen daha çok bireysel olarak yapılan, küçük hileleri biliyorsunuz. Burada daha büyük çapta yapılanlardan bahsedeceğim. Her sabah aşağı yukarı saat 5’te İzmir’de yağ satan bazı dükkânlara tankerlerle palm yağı geliyor. Saat 07.00’den itibaren de başka firmalar tanker-kamyon-kamyonetlerle bu yağları satın alıp götürüyor. Üstelik bu yağlar, söylendiğine göre piyasanın en ucuz ve kalitesiz yağları.
Buraya kadar hiçbir sorun yok. Çünkü; ticaretin gereği olarak bazıları palm vs. gibi yağı satacak, bazıları da satın alacak.

Kimyasal zeytinyağı

Sorun, bu yağları kimin aldığında. Palm yağını satın alanlardan bir kısmı zeytinyağı ticareti yapanlar. Bunlar, palm yağını tankerlere ya da diğer araçlara doldurduktan sonra içine zeytinyağı aroması ile renk maddelerini atıyor ve araçlar genellikle İzmir’in komşu ilindeki bir ilçeye doğru hareket ediyor. Yaklaşık olarak 140 kilometre süren yolculuk sırasında palm yağı-renk maddesi-zeytinyağı aroması birbirine karışıyor ve taklit zeytinyağı haline geliyor. Yani sizin anlayacağınız; İzmir’den yola çıkan palm yağı, iki saat sonra zeytinyağı oluveriyor. Bu hilebaz firmalar, kimyasal olarak imal ettikleri bu sahte-taklit yağı, zeytinyağı diye acaba nerelere satıyor? Bence birçok yere... Yazık, tüketiciler de bunların taklit zeytinyağı olduğunu bilmeden satın alıyor. Yapılan, ne vicdani ne ahlaki ne de insani değil. Bu üçkâğıtçılık yapmak ve haram para yemekten başka bir şey değil.
Tüketiciler, zeytinyağı sanarak palm yağı veya diğer ucuz yağlardan yapılmış yemekleri ve salataları çocuklarına, misafirlerine yediriyor.

Ne yapmalısınız?

Zeytinyağı, her türlü hile hurdayı kaldırdığı için, satın alınırken mutlaka çok dikkat etmeniz gerekiyor. Dükkân önlerinde, sokaklarda, pazarlarda pet şişe içinde, markasız olarak satılan yağlardan uzak durmanız gerekiyor.

Yazının devamı...

Yeni yılda beklenenler

17 Ocak 2019

Yeni yılın ilk yazısında tarım sektöründe geçen yıl yaşananları kaleme almıştım. Bu ikinci yazımda da tarımın 2019 beklentilerini yazıyorum.

Geçen yazımın sonunda şöyle demiştim... Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Şayet 2019 yılından itibaren tarım gerekli desteği göremezse, Türkiye gitgide gıda egemenliğini yitirme durumuyla karşı karşıya kalacak.

Bunları yazarken ve düzeltme beklerken bir de baktık ki, 2019 yılı Tarım ve Orman Bakanlığı bütçesi kırpılmış. 2018 yılında 29,6 milyar lira olan bütçe, 2019’da 26,5 milyar liraya düşürülmüş. Çiftçiye verilecek destek miktarı da 16,1 milyar lira olarak açıklanmış.

Halbuki 2017 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) 3 trilyon 107 milyar lira (851 milyar dolar) olarak gerçekleşmişti. Yeni ekonomik programda (YEP) bu yıl GSYH’nın lira bazında 3 trilyon 741 milyar, dolar bazında da 763 milyar olması öngörülüyor. Demek ki, tarım kanununa göre desteklerin 38 milyar lira olması gerekiyor.

Gerekeni vermezseniz 2018 yılından devreden sorunlar, olduğu gibi yeniden karşınıza çıkar. Öyle görülüyor ki, çıkmaya da devam edecek.

Bu yıl ekonomide beklenen genel küçülme, tarımı da etkileyecek gibi görünüyor. Geçen yıl kaydedilen yüzde 0,7’lik büyüme, yukarıda açıklanan rakamlardan sonra sanki bu yıl için iyimser gibi duruyor.

Yani senaryo daha da kötü olabilir. Artan maliyetler karşısında görece azalan destekler, daha fazla sayıdaki köylüyü şehirlerin çeperlerine yığabilir.

Kooperatifçilik bakanlığı

Yazının devamı...

Tarımın 2018 görünümü

3 Ocak 2019

Yeni yılın bu ilk yazısında tarım sektöründe geçen yıl yaşananları kaleme almak istedim.

Önümüzdeki hafta da 2019’daki beklentileri yazacağım.

Resmi rakamlar üzerinden gidecek olursak... Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre; Ocak-Eylül aylarını kapsayan 9 aylık dönemde Türkiye ekonomisindeki büyüme oranı yüzde 4.5, bu oran tarım sektörü için yüzde 0.7 olarak gerçekleşti.

Bitkisel üretim verilerinden de, nüfusun mütemadiyen artmasına rağmen üretimde azalmanın olduğu görülüyor. 2018 yılında bir önceki yıla göre tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde yüzde 5.8, sebzede de yüzde 2.6 azalma oldu. Meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde ise çok az miktarda da olsa yüzde 0.8’lik artış gerçekleşti.

Maliyetler yükseldi

Türkiye, aslında buğday ihracatçısı olması gerekirken, yıllık gereksinimi karşılayamadığı için artık buğday ithal ediyor. 2017’nin ilk 10 ayında 3.5 milyon ton buğday ithal edildi, 2018’in aynı döneminde buğday ithalatı 4.6 milyon tona çıktı. Bu ithalat için ise yaklaşık 1 milyar dolarlık bir para yurtdışına transfer edildi.

Tarımsal üretim neden düştü? Bunun sebebi olarak özellikle Temmuz ayından itibaren artan döviz fiyatlarına bağlı olarak, üretim maliyetlerinin yükselmesi görülüyor.

Şöyle ki... Örneğin, son bir yılda buğday üreticisinin eline geçen para yüzde 12 arttı. Mazot fiyatı yüzde 13, üre gübresinin fiyatı yüzde 64, DAP gübresinin fiyatı da yüzde 71 arttı.

Yazının devamı...

Mandalina dalında kaldı

6 Aralık 2018

Kanal İzmir TV’deki ilk programımı mandalina üreticilerinin sorunlarına ayırmıştım. Seferihisar Kalkınma Kooperatifi (SEFEKO) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Sayarer’le yaptığımız canlı yayında, narenciye sektörünün bir hayli sıkıntılı olduğunu gördüm. Kendisi de mandalina üreticisi olan başkan, samimi duygularla üreticilerin sorunlarını anlattı.

Bu yazıyı yazmak için, Ziraat Fakültesi’nden sınıf arkadaşım olan ve mandalina sektörünün içinde de yer alan Ziraat Mühendisi Levent Şirin’le de görüştüm. Bu iki görüşmeden derlediğim bilgileri mandalina üreticilerine bir faydam olur gerekçesiyle köşeme taşımaya karar verdim.

Geçen yıl, küresel iklim değişikliğinin de etkisiyle ülke genelinde ılık bir kış yaşandı ve bu durum birçok üründe verim artışına neden oldu.Sıcak giden yılda ürünler mevsiminden önce geldi ve bu nedenle hastalık ve zararlılar, geride bıraktığımız yıllardan daha fazla görüldü. Bu durum, ürünlerde daha fazla zirai ilaç kullanımına neden oldu.

Bundan nasibini alan ürünlerden biri de mandalina oldu. Ürünün çok olmasına karşın hava sıcaklığının geçen haftaya kadar 20 dereceler civarında seyretmesi, mandalinayı erkenden dalında olgunlaştırdı. Bu durumda bir yandan kalite düştü, diğer yandan ilaç kullanımı arttı.

Üretici bahçeye girmiyor

Ürün bol ve erken gelince, doğal olarak depolama, işleme ve paketleme işleri de aksadı. Aksaklık sebebiyle dalında kalan meyvelerde ‘sulu çürük’ denilen durum oluştu.

Bir de küçük meyvelerden faydalanmak isteyen bazı üreticilerin meyveleri büyütmek için yanlış gübreleme yapmasıyla sorun daha da büyüdü. Meyveyi irileştirsin diye geç kullanılan azot, kabuğun dayanıklılığını azalttı.

Buna bir de çiy ve yağışlar eklenince, mandalina kabuğunda yumuşamalar baş gösterdi ve mandalina hastalıklara karşı dirençsiz hale geldi. Oluşan kararmalar, başta içini etkilemese bile mandalinanın pazar ve tüketici albenisini sıfırladı.

Yazının devamı...

Süt sektöründe neler oluyor?

22 Kasım 2018

Geçen hafta Türkiye’nin en büyük süt üretim bölgesi olan Küçük Menderes Havzası’ndaydım. Burada hem süt üreticileri hem de mandıra diye tabir edilen işleyicilerle görüştüm. Görüşmeler sonucunda edindiğim izlenim, sektördeki durumun vahim olduğu yönünde.

Ulusal Süt Konseyi, bir süre önce tavsiye fiyatı olarak çiğ süt taban fiyatını 1 lira 70 kuruş olarak ilan etmişti. O dönemde daha döviz kurlarında yukarı doğru bir hareket başlamadığı için bu fiyat fena değildi. Ancak sonrasında dolar ve euro’nun anormal artışı karşısında verilen fiyat sabun gibi eridi.

Kaldı ki, şu anda bu fiyata bile alıcı bulunmuyor. Fiyat, genellikle 1 lira 40 kuruş ile 1 lira 50 kuruş arasında değişiyor. Çiğ sütün 16 Kasım itibariyle maliyeti ise 1 lira 49 kuruş. Bu durumda yetiştiricilerin çoğu, maliyetlerinin altında süt satıyor.

Konuştuğum çiğ süt üreticileri, ürünü maliyetin altındaki fiyatlarla satmaya devam edemeyeceklerini söylüyor. Yani üretmemenin maliyetini hesaplıyorlar.

4 ayda yüzde 50 artış

Süte talebin en yüksek olduğu zamanlardayız. Geçen yıllara baktığımızda, bu dönemlerde süt tanklarının başında alıcılar rekabet ederken bu yıl onları ara da bulasın. Bu durum karşısında Türkiye’nin her tarafından süt üreticileri, seslerini duyurmaya çalışıyor, ancak kriz başka sektörlerde de olduğundan sesleri yeterince yankılanamıyor.

Normal ekonomilerde hammadde yani çiğ süt fiyatının düşmesiyle, mamul madde yani süt ürünü fiyatlarının düşmesi beklenir. Ancak, Türkiye’de böyle olmuyor. Son 4 ayda yoğurt, peynir, tereyağı ve içme sütü gibi süt ürünlerinin fiyatı en az yüzde 50 arttı.

Türkiye, şu anda bir ekonomik krizle uğraşıyor.

Yazının devamı...

Kore mucizesi

12 Kasım 2018

Ulusal Süt Konseyi (USK) Yönetim Kurulu ve Uluslararası Sütçülük Federasyonu (IDF) Ulusal Bilim Komitesi Üyesi olmam nedeniyle 15-19 Ekim günleri arasında Güney Kore’nin Daejeon (Daycon diye okunuyor) kentinde yapılan ‘Dünya Süt Zirvesi’ne katıldım.

Her yıl başka bir üye ülkede yapılan zirve, önümüzdeki sene İstanbul’da düzenlenecek. Daycon’daki gala yemeğinde İstanbul’un anahtarını da aldık.

Türkiye’den 16 kişiyle zirvede yer aldık. Ege Üniversitesi’nden bendeniz, Ankara Üniversitesi ve Namık Kemal üniversitelerinden hocalar, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı yetkilileri, İsmail Mert büyüğümüz de organizasyona katıldı.

Yararlı görüşmelerin yapıldığı zirvede, hayvan refahı, çiftlik yönetimi, süt teknolojisi, hayvansal üretim ekonomisi-politikaları ve çevre gibi konular işlendi.

Bu yazıda zirveden ziyade Kore mucizesi denilen kalkınma hamlesinden bahsedeceğim. Yalnız, buna geçmeden önce Busan’daki NATO şehitliğinde yer alan Türk şehitliğini ziyaret etme imkânı bulduğumuzu da ifade etmek istiyorum. Şehitlik ziyaretinde yan yana yatan Mehmetçikler, hepimize duygusal anlar yaşattı.

Gelelim Kore’ye... Mucize denilen şey, aslında gelişmekte olan her ülkenin yapması gereken şeyler ve onlar da bunu yapmışlar.

Güney Kore, iç savaştan çıktıktan sonra liderleri önce toplumu eğitme kararı alıyor.

Yaptıkları eğitim hamlesi sonucunda toplumun yüzde 99,5’i okur-yazar, yüzde 70’i de üniversite mezunu oluyor. Bu arada mezunlarını master ve doktora eğitimi için yurt dışına gönderiyorlar.

Yazının devamı...

Pazarda denetleme bir yere kadar

25 Ekim 2018

Tarım sektöründe giderek artan girdiler, köylünün belini her geçen gün daha da büküyor. Köylü artan maliyetler karşısında ne yapacağını, ne üreteceğini bilemez durumda. Son zamanlarda artan dolar ve euroya bağlı olarak gübre fiyatları yılbaşından bu yana yüzde 100-110, ilaç fiyatları da yüzde 50 civarında zamlandı.
Sahada gördüklerim önümüzdeki yıl için köylünün gübre kullanmayacağı yönünde. Konuştuklarım bu kadar yüksek fiyattan gübre alıp atmayacaklarını çünkü ürünlerden para kazanamadıklarını söylüyorlar.
Bunu son açıklanan Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ve Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) rakamlarından da anlıyoruz. TÜFE yüzde 24 iken ÜFE yüzde 46 çıktı. Bu durum üretim sektörünün maliyetlerini henüz tüketiciye yansıtamadığını gösteriyor. Yani üretici hala zararda.
Bir de medyada akaryakıta zam geleceği haberleri var ve bu durum üreticiler için daha da moral bozucu.
Aslında tüketici de zararda. Uzun süredir pazardaki tarım ürünleri fiyatları oldukça yüksek seyrediyor. Bir çok ürün tarladakinin 4 katı fiyatla sofraya geliyor.
Son zamanlarda pazarlarda yapılan fiyat denetlenmesi ile bunun önlenmeyeceği de biliniyor. Haydi marketlerde ve bazı büyük pazarlarda bunu önlediniz diyelim, küçük pazarlar ve kayıt dışı satışları nasıl engelleyeceksiniz. Özellikle meyve-sebze sektöründe büyük bir kayıt dışılığın olduğu da bilinirken.
Üretici-tüketici fiyat makası arasındaki açıklığın yüzde 400’lere varmasındaki en büyük etken yolculuk sırasındaki uzun pazarlama kanallarının bulunuyor olması.

Yazının devamı...