Bu kadarına da pes doğrusu!!!

Geçen hafta temel besin maddelerinin en önde geleni olan süte yapılan hilelerden bahsetmiştim.
Yazı o kadar ilgi gördü ki, hala soruları yanıtlıyorum.
Yazı sonrası insanların gıda tüketimi konusunda şaşkın olduklarını, bu konularda bilgiye gereksinim duyduklarını, bilgilendirilince de duyarsız kalmadıklarını gördüm.
Bu nedenle gıdalar konusunda sahadan alıp, çek ettikten sonra köşeme taşıdığım hileleri yazmaya devam edeceğim.
Her ne kadar hile yapanları kızdırsam da, bir yanda sağlığı bozulan insanlar, diğer yanda adaletsiz bir şekilde haksız kazanç sağlayan hilebaz firmalar ve bu işten mustarip olan dürüst firmalar bulunuyor.
Haksızlığa uğrayanların haklarını savunmak gerekiyor ve benim yaptığım da bu aslında.

Bu hafta da süt ürünlerine yapılan hileleri anlatacağım.
Örneğin yoğurt yaparken, sütün yağını alıyorlar, yerine katılığı sağlamak ve su salmasını önlemek için “susuz yağ” olarak tabir edilen “bitkisel yağlar” kullanıyorlar.
Yine yağ benzeri bir madde olan yağ esterleri, süt yağı yerine yoğurtta, kaşarda kullanıyorlar.
Bu madde aynı zamanda suyu da tutuyor ve yoğurtlar su salmıyor.
Süt yağına benzediği için analizlerde süt yağı olarak görülüyor ve tespit edilemiyor.

Yoğurt ve ayranda kullanımı yasak olmasına rağmen bozulmasını önlemek için lisin, lizozim, natamisin ve potasyum sorbat gibi zararlı kimyasallar kullanıyorlardı.
Şimdilerde ise pahalı ve analizlerde tespit edilen bu ürünlerin yerine, bazı firmaların farklı isimlerle ürettikleri yeni katkıları kullanıyorlar.
Bu yeni ürünleri satarken “analizlerde çıkmayan koruyucu” olarak tanıtıyorlar.
Çünkü bu ürünlerin içerisinde bir sürü kimyasal madde az miktarlarda bulunuyor.

Özellikle taze kaşar peynirlerinde antibiyotikli sütler kullanıyorlar.
Antibiyotikli süte şeker katarak sütte kalan bakterilerin çalışması için ortam hazırlıyorlar.
Ben antibiyotikli sütlerin bazı dayanıklı ve günlük sütlerde de kullanıldığını düşünüyorum.
Yazıktır bu ülkenin evlatlarına.
Hilebazların kar hırslarına kurban ediliyorlar.

Küflü, bozuk, parça peynirleri iadeden toplayarak ısıtıyorlar, içerisine nişasta, bitkisel yağ ve çeşitli fosfat tuzları katarak tulum peyniri halini aldırıyorlar.
Bu tulumumsu peynirleri plastik bidonlarda satıyorlar.

Bir de sütsüz peynir yapımı bulunuyor.
Burada “süttozu” adı altında yurtdışından ithal edilen ve bir kilosu iki kilo su bağlayan kazeinatı, bitkisel yağ, eritme tuzu, renk maddesi ve su bağlayıcıları ile karıştırıp, eritme kazanına koyuyorlar, önce kaynatıp, sonra soğutarak taze kaşar olarak satıyorlar.
Tereyağı yapımında kuyruk yağı, margarin ve bitkisel yağlar kullanıyorlar.
Ürünlerin renk tonlarını ayarlamak için de içerisine klorofil, gümüş nitrat ve beta karoten katıyorlar.
Burada özellikle zehirli bir madde olan gümüş nitrata dikkat etmek gerekiyor.
Tarihi geçen, acılaşan lor ve çökelek ısıtılıp nişasta, beyazlatıcı klorofil ve gümüş nitrat ile işleyip tekrardan piyasaya sunuyorlar.

Sonuç olarak sözün bittiği yerdeyiz.
Bu ülkede kışlada askerler, anaokulunda küçük çocuklar şayet yedikleri yemeklerden zehirleniyorlarsa, bu yazılanların ne kadar doğru ve kıymetli olduğu ortaya çıkıyor.