Dışa bağımlılığın anası ithalat

Tarımda son zamanlarda bir ithalat furyasıdır gidiyor. Türkiye, bir zamanlar dünyada gıdada kendi kendine yeten yedi ülkeden biriyken 1980 yılından itibaren kapılarını ithalata sonuna kadar açtı.

Kimi liberal yazarların da etkisiyle, 12 Eylül askeri ve ondan sonra gelen Özal hükümetleri döneminde tarımda üretim değil ithalat desteklendi. 1983’ten başlayarak günümüze kadar, tarımda SEK, EBK, YEMSAN gibi üretim yapan, üreticiyi koruyan ve piyasayı regüle eden ne kadar kamu iktisadi kuruluşu (KİT) varsa satıldı.

Bugün gelinen noktada Türkiye hemen hemen bütün arım ürünlerini ithal eder duruma geldi. İthalat kalemlerinden birisi de, geçenlerde girmesine izin verilen ve hayvan yemlerinde kullanılan arpa. Gelinen noktada, insanlara yedirmek için buğday ithal edildiği gibi hayvan yiyecekleri de artık ithal ediliyor. Biliyorsunuz, geçen yıllarda da saman ithal edilmişti.

Demek ki Türkiye tarımında bir sorun bulunuyor ve bu sorun son zamanlarda dövize bağlı olarak artan girdi fiyatları nedeniyle kolay kolay çözüleceğe de benzemiyor. Artık üretici. ‘üretimin değil üretmemenin maliyetini’ hesaplar duruma geldi. Haklı, çünkü yüksek maliyetle ürettiği ürününe ya pazar bulamıyor ya da maliyetlerin altındaki/düzeyindeki bir fiyatla ancak alıcı bulabiliyor.

Bu şekilde devam ederse, ülke üretmemenin maliyetini gıda egemenliğini yitirerek ödeyecek.

Üretici savunmasız

Son 15 yılda, Türkiye’de tarım arazilerinin yüzde 8’ine karşılık gelen 3 milyon hektar arazide çiftçi kazanamadığı için artık ekim yapılmıyor. Bunun önemli bir kısmının da tahıl ekim alanları olduğunu düşündüğümüzde, neden buğday, arpa, saman ithalatı yapıldığını daha iyi anlıyoruz.

Tüketici kesimine gelince... Aslında üreticilerin düşük fiyattan sattığı tarım ürünlerini onların da düşük fiyattan satın almaları gerekiyor. Tarımsal kooperatifleri güçlü olan ülkelerde bunu görebiliyorsunuz.

Ancak Türkiye gibi, kooperatiflerin tarımsal ekonominin içinde devede kulak misali düşük düzeyde kaldığı, üreticilerin alıcılara karşı savunmasız olduğu, üreticilerin kendi pazarlarını kendilerinin aradığı ülkelerde, üretici-tüketici fiyatı arasındaki farkın 3-4 misline çıktığını görüyoruz.

Yukarıda yazılanlardan üreticilerin kazanma, tüketicilerin daha kaliteli gıdaları daha ucuza tüketme ve ülkenin ithalat bağımlılığından kurtulma reçetesinin kooperatifleşme olduğunu anlıyoruz. Bu konu gündüz güneş, gece ay gibi açıktayken neden kooperatifleşemiyoruz o zaman?

Yoksa geçmiş yıllarda, özellikle de 12 Eylül askeri darbesinden sonra, kooperatifçiliğin bir ideolojinin kalıplarına sığdırılmasının etkisi mi devam ediyor hâlâ?

Şayet devam ediyorsa kaybeden Türkiye tarımı oluyor da...