Sonunda kemik unu da kattılar

Gıdalara yapılan hileleri duyunca insan hayretler içerisinde kalıyor.

Hilebazlar müthiş teknikler kullanarak, dur durak bilmeden, tam gaz hilelerine devam ediyorlar.

Birkaç önemli örnek vereyim.

Son zamanlarda don yağı ithalatı arttı.

İthalat; ABD başta olmak üzere Avustralya, Arjantin ve Brezilya’dan yapılıyor.

Büyükbaş, küçükbaş kasaplık hayvanların iç yağlarından elde edilen don yağı, normalde sabun ve kozmetik sanayinde kullanılıyor.

Özellikle sabunun en önemli hammaddesi konumunda.

***

Don yağının bir de “food grade” dedikleri “gıda için kullanılanları” var.

Bu tipi Türkiye’de bazıları tarafından yasal olmayan bir şekilde tereyağlarına katılıyor.

Ben bir tüketici olarak, satın aldığım tereyağının sütten elde edilmesini istiyorum.

Don yağı yiyeceksem, bunu tereyağıyla birlikte üstelik yasak olan ve etik olmayan bir durumda yemek istemiyorum.

Bir de kolesterol meselesinden dolayı bunu tüketmek istemiyorum.

Çünkü kolesterolü olanlar için bu karışım, çok büyük risk demektir.

***

Don yağı ucuz olduğundan, tereyağı maliyeti azalıyor.

Ayrıca tereyağına margarin katıldığında bu analizlerle tespit edilebiliyor.

Tereyağına yüzde 10 oranında don yağı katıldığında, bu tespit edilemiyor.

Hilebazlar da zaten bunu biliyorlar.

Bunu kullanan firmalara kontrolör arkadaşlar gittiklerinde, fabrikalarda don yağı paketlerini göremiyorlar.

Çünkü don yağlarını hayvan ahırlarında saklıyorlar ve günlük kullanacakları kadar fabrikaya getiriyorlar.

***

Sahadan aldığım son bilgilere göre, bir diğer hile de tost kaşarı adı verilen eritme kaşarlarına katılan kemik unu.

Hayvanların kemiklerinden elde edilen kemik unu, eskiden hayvan yemlerine katılıyordu.

“Deli dana” hastalığı çıkınca, et unu ile birlikte bunun yemlere katılması 1996 yılında yasaklandı.

Yemlere katılması yasak olan bu maddenin, şimdilerde bazı hilebaz üreticiler tarafından tost kaşarlarına katıldığı iddaa ediliyor.

Üstelik bu iddialar, bizzat sektörün içinde olan ve piyasayı bilenlerden.

Amaç; ucuza mal etmek. İnsan sağlığı mı, o da ne ki?

***

Bir diğer taktik de antibiyotikli sütlerde.

Bunların satılmaması gerekiyor.

Ancak bunun da çaresini bulmuşlar.

Antibiyotikli sütler bir tanka dolduruluyor; ağzı açık olarak 24 saat karıştırılarak antibiyotik indirgeniyor.

Bu şekilde antibiyotiksiz süt diye satılıyorlar.

***

Bir de geçenlerde çiğ sütün perakende satışı ile ilgili yönetmelik çıktığında, bazı uyarılar yapmıştım.

Örneğin “hastalıklardan arilik” sertifikası olan işletmelerin sık sık denetlenmesi gerektiğini yazmıştım.

Bununla ilgili bir diğer tehlike de, “ari” sütlerin içerisine diğer sütlerin karıştırılarak, tümden ari süt diye satılması.

Gıda sektöründe dürüst çalışan firmalar da az değil elbette.

Benim yazılarım gıdalarda hile yapanlara yönelik.

Bunları yazınca bazı çevrelerden tepkiler geliyor.

Bizim işimiz toplumu aydınlatmak.

Gıda üreticilerinin işi de topluma güvenli gıda yedirtmek.

Herkes işini yapsın!