Tarımın pazar ve rekabet gücü

Türkiye bugün, 5 tarımsal üründe dünyada birinci, 23 tarımsal üründe ilk 5 sırada yer alırken, aynı zamanda da dünyanın en büyük 8.inci tarımsal ekonomisini oluşturuyor. Ve 199 ülke arasında tarımsal üretimindeki payı da yüzde 2.5. Buna rağmen, dünya tarımsal ürünler ihracatında 26. ile alt sıralarda yer alıyor. Öyle ki hammadde dış ticaretinin açığı 2011 yılında 3,9 milyar doları bulmuş. Yani net bir ithalatçı ülke konumunda.
Tarım sektöre olumsuz etkilemiş bazı dönüm noktaları bulunuyor. Bunlardan en önemlileri: 24 Ocak 1980 ekonomik istikrar programı ve Türkiye ile Avrupa Birliği arasında “Gümrük Birliği” anlaşmasında tarım ve tarıma dayalı ürünlerin gümrük birliği kapsamı dışında bırakılması. Bunların yanı sıra AB’de üretim fazlası olan ürünlerin (şeker,süt/ süttozu, hububat v.b.) işlenmiş tarım ürünü kabul edilip, sanayi paylarının gümrük vergisinden muaf tutulması da diğer önemli bir faktör.
Halbuki, zengin toprak ve su kaynaklarının bulunuşu, uygun iklim, genetik çeşitlilik gibi unsurlar Türkiye tarımında AB’ye karşı önemli rekabet avantajı sağlıyor.
Daha düşük işçilik maliyeti, yüksek kalifiye eleman sayısı, dinamik bir ekonomi, büyük bir iç pazar, gelişme potansiyeli yüksek iletişim ve bilişim ağı, önemli pazarlara yakınlık, uzakdoğu ülkelerindeki büyümenin devam etmesi ile Türkiye aslında sadece AB değil, bölge ülkeleri arasında da, küresel anlamda da önemli bir ülke konumunda.
Bir yandan 2050’de dünya nüfusunun 9.5 milyar kişi olacağı tahmin edilirken, diğer yandan Dünya Bankası; değil 2050, 2030’a kadar gıdaya olan talebin yüzde 50, ete olan talebin yüzde 85 oranında artacağını ileri sürüyor.
O halde dünya piyasalarında daha güçlü bir konum elde edebilmek için...
Mutlaka bir ulusal tarım politikasının oluşturulması, bazı tarım ürünlerinin “stratejik ürün” ilan edilmesi, tarım ürünlerini pazarlamada yeni yaklaşımlar ve stratejiler ile alternatif ürünler, alternatif pazarların geliştirilmesi, güvenli ve tanımlı ürünler üretilerek tarım marka değerleri yaratılması, daha fazla sayıda ürünün coğrafi işaretinin tanımlanması, işlenmiş tarım ürünü miktarının attırılması, ulusal ihtiyaçlar ve küresel rekabet dikkate alınarak talebin doğru planlanması gerekiyor.
Bunlar yapıldığında gelecekte sadece kendi nüfusunu değil, dünyayı doyuran ülke konumuna geliriz.