Türkiye, obezite kıskacında!

Obezite, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ-WHO)) tarafından “sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanıyor.
Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının yüzde 15-18’ini, kadınlarda ise yüzde 20-25’ini yağ dokusu oluşturuyor.
Bu oranın erkeklerde yüzde 25, kadınlarda ise yüzde 30’un üstüne çıkması obeziteyi oluşturuyor.

Aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları, yetersiz fiziksel aktivite, düşük eğitim düzeyi, sosyo-kültürel etmenler, psikolojik problemler, sık aralıklarla düşük enerjili diyetlerin uygulanması, sigara-alkol ile antidepresan ilaçlarının kullanımı obezitenin en büyük nedenleri. Görüldüğü gibi bu liste aslında Türkiye’deki insanları tarif ediyor.
Çünkü Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2016 sağlık araştırmasına göre; Türkiye’de her 5 kişiden 1’i yani 15.8 milyon kişi obez, her 100 kişiden 34’ü yani 26.7 milyon kişi ise fazla kilolu.
Son 15 yılda erkeklerin ortalama ağırlığı 8 kilo ve bel çevresi 7 santim artarken, kadınlarda 6 kiloluk bir artış bulunuyor.

Bunun nedenlerine gelince... Türkiye’deki beslenme alışkanlığında şekerin rolü büyük iken, şimdi de gitgide yükseltilen kotayla birlikte fruktoz şurubu içeren gıdalar yaygınlaşmaya başladılar. Yüksek fruktozlu mısır şurubu, diğer şekerlerin verdiği doygunluk hissini vermiyor ve bu da kişiyi daha fazla yemeye itiyor. Bunun yanı sıra cips, mayonez, sosis, salam, sucuk gibi gıdalarda lezzet arttırıcı olarak kullanılan Çin tuzu da iştah metabolizmasını bozuyor ve yedikçe doymayan, doymayınca daha da yiyen bireyler oluşuyor.
Yedikçe meydana gelen aşırı kilolar nedeniyle, kalp-damar hastalıkları, şeker, tansiyon, karaciğer yağlanması, ruhsal sorunlar gibi bir takım hastalıklar ve rahatsızlıklar oluşuyor.

Oluşan hastalık ve rahatsızlıkların tedavisi ile zayıflamak için spor salonlarına, zayıflama ürünlerine, diyet içeceklere, adrese teslim sağlıklı yemeklere ve sağlıklı beslenmeye harcanan para yani “obezite ekonomisi” Türkiye’de yılda yaklaşık 15 milyar doları buluyor. Bunun yanı sıra obezitenin bir de psikolojik ve sosyolojik boyutları da bulunuyor.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yapılan açıklamaya göre, obez bireylerin iş bulma şansları daha düşük. Toplu taşıma araçları onlara göre yapılmadığı için koltuklarına sığamadıkları gibi kamu kurumlarında da oturabilecekleri koltuk bulmaları da zor. Hatta obez bireylerin hastanelerde yatabileceği yataklar ile ameliyat masaları da bulunmuyor.

Aslında kaliteli yani sağlıklı bir yaşam için Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayımlanan “Fiziksel Aktivite Raporu”na bakmak gerekiyor.
Raporda; çocuklar ve gençler için günde en az 60 dakika, yetişkinler için ise haftada 150 dakika bisiklete binme, yürüyüş ya da spor yapma gibi orta düzeyde fiziksel aktiviteler öneriliyor.
Peki ya siz bunları yapıyor musunuz?