Türkiye tarımının taşocağıyla imtihanı

Türkiye gelecekte, güvenli tarım ürünlerini kendi halkına yediren, arta kalanı da ihraç edip dünyaya güvenli gıda tükettiren bir ülke mi olacak, yoksa her köye taşocağı kurdurup, taş cehennemi bir ülke mi olacak?
İşte buna karar verilmesi gerekiyor.
Şu sıralarda tarım alanlarını en çok tehdit eden yatırımlar, taşocakları.
Hemen hemen her köyün yakınına, sanki bu kadar taşa gereksinim varmış gibi, doğayı kirletecek, tarım ürünlerine zarar verecek, halkın güvensiz gıda tüketimine sebep olacak derecede vahşice taşocakları kuruluyor.
Örneğin dünyada kirazıyla ünlü İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde 850 hektar, yani 8 bin 500 dekar alan, taşocakları için tahsis edilmiş.
Yani neredeyse tarım yapacak alan bırakmamışlar.
Yine Kuşadası Yeniköy’de etrafı zeytinliklerle çevrili alana köylülerin karşı çıkmasına rağmen taşocağı yapılmak isteniyor.

Taşocağı şirketleri izin alırken, sahayı 25 hektarın altında gösterip Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporundan kurtuluyorlar.
İzin çıkınca da bir süre sonra kapasite artırımına giderek alanı genişletiveriyorlar.
Kamuoyunda “Zeytincilik yasası” diye bilinen bir yasa var.
Bu yasaya göre zeytin alanlarının 3 kilometre yarıçapından daha az uzaklıkta herhangi bir yerde toz, duman, atık çıkaran tesislerin kurulması yasak.
Bu yasa özellikle Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerindeki tarım alanlarını koruyor.
Ancak yasa onlarca defa değiştirilmek üzere geçmişte Meclis’e getirilmişti.
Şimdilerde yeniden Meclis’te. Amaç yasayı sulandırıp, zeytin alanları ile yakınlarındaki arazileri sanayi tesisleri, çöp işleme alanları ile maden ve taşocaklarına açmak.

Baştaki soruya dönecek olursak...
“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak” diyen Kızılderililer, bunu 200 sene önce söylediler.
Ancak tarım alanlarındaki taşocağı yatırımlarına bakıldığında, Türkiye hala bunun gerisinde görülüyor.
Hatırlarsanız bundan birkaç ay önce, ekmeklerdeki GDO konusu tartışılırken Rusya Devlet Başkanı Putin; “GDO’lu ürünlerin Rusya’ya girişinin yasaklandığını, gelecekte Rusya’nın dünyaya güvenli gıda yedireceğini” söylemişti.
Halbuki Türkiye tarım için Rusya’dan daha elverişli ve Türkiye köylüsü ve tüketicisi de böyle bir tavır bekliyor.

Türkiye tarıma uygun iklim ve toprakları ile geleceğin örneğin buğday ambarını ve süt dağlarını oluşturabilir, oluşturmalıdır da.
Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger yıllar önce “petrolü kontrol eden dünyayı, gıdayı kontrol eden insanlığı kontrol eder” diyerek tarımın gelecekteki en stratejik sektörlerden biri olacağını ima etmişti.
2017 itibariyle “Milli tarım projesi”ni yaşama geçiren Türkiye, tarım alanlarına ve yakınlarına taşocağı kurulmasına izin vermemeli.