Zamanında uyarmıştık

Yıllardır bu köşede, gıdalara yapılan hileleri yazdıkça, bazı çevrelerden anlaşılmaz eleştiriler aldım.

Halbuki amacım, hem üreticinin sırtından para kazananlara, hem de sağlığını bozanlara karşı halkı uyarmak.Bu hilelerin bazıları, şu anda bir iddianame şeklinde mahkemeye sunuldu.

Mersin’de, 2010 ve 2011 yıllarında usulsüz şekilde ithal ve ihraç edilen gıda ürünleriyle ilgili Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianame tamamlandı.

***

İddianamede, 192 kişinin “Resmi evrakta sahtecilik, görevi kötüye kullanma, rüşvet, suç ve delilleri gizleme ve değiştirme” gerekçeleriyle cezalandırılmaları isteniyor.

İddianamede yer alan tespitler, aslında sofralarımıza kadar uzanan skandalları ortaya çıkarıyor.

Örneğin o yıllarda, Ziraat Mühendisleri Odası’nın sürekli uyarılarına rağmen, gelen GDO’lu ürünler, sağlam ürünler analiz ettirilerek yurda sağlam diye sokulmuş, ardından da tüketiciye ulaştırılmıştı.

Bu ürünler arasında özellikle patlamalık mısır ve çeltik dikkat çekiyor.

İddianameye göre; yanlış numuneler analiz edilerek, 156 ton patlatılacak cin mısırı ve 59 ton da çeltik “uygunluk belgesi” alarak Türkiye’ye sokulmuş.

Türkiye’nin birçok ilindeki çocuklar da patlamış mısırı ve pilavı afiyetle yemiş!

***

Bugün de buna benzer hileler gırla gidiyor.

Örneğin hayvanın hasta olup olmadığını belirleyen somatik hücre ve toplam bakteri sayısını belirlemek için, çiğ süt örneği yerine, kaynatılmış süt makineye veriliyor.

Tabii ki süt, temiz çıkıyor.

Temiz diye giden, aslında bakterili olan sütten, yoğurt, peynir yapılıp tüketiciye ulaştırılıyor.

Bunu yapanlar aynı zamanda, senin benim ödediğim vergilerle prim alarak, haksız kazanç sağlıyorlar.

İddianamede, süttozu ithalatında yapılan hileler de dikkat çekici.

Yapılan tespitlere göre; bir firmanın değişik tarihlerde toplam 200 ton süttozu, buzağı yemi olarak ithal ettiği ve bunu değişik firmalara satılmış.

Buzağı yemi makyajlı süttozu yüzünden, o yıllarda çiğ süt fiyatları 35 kuruşa kadar düşmüş ve para kazanamayan üretici 1 milyon anaç ineği kasaba göndermişti.

Böylece Türkiye önemli oranda hayvan varlığını yitirmiş ve çözüm olarak bakanlık hayvan ithalatına izin vermişti.

O zamanlar ben ve benim gibi tarım konularında yazan birçok kişi, bu konuyu dile getirmiştik.

Aradan geçen 6-7 yıl sonra haklılığımız iddianameyle belli ki kanıtlanacak.

***

Sonuçta yazık oldu bu ülkenin hayvanlarına.

Üç beş kişi, üç beş kuruş kazanacak diye ülke, hayvan egemenliğini kaybetti.

İthalat yoluyla da birçok yabancı ülke çiftçisinin cebine bizim vergilerimizden oluşan milyar dolarlar konuldu.

Peki şu anda durum ne merkezde acaba?

Yine gümrüklerde aynı senaryolar yazılıyor mu?

Bunu da herhalde 6-7 sene sonra öğreneceğiz.

Bu arada olan, her zamanki gibi bu ülkenin köylüsüne ve tüketicisine olacak.