1 Ocak 2000!

1 Ocak 2000!


Hasan CEMAL

       Güzel şeyler umut edin! Bernard Show'un sözünü de unutmayın: "Hiç hayal kırıklığına uğramayanlar, hiç umut beslememiş olanlardır."
       Artık geçmişe değil geleceğe bakın. Bence Türkiye'yi iyi günler bekliyor. Hepinize mutlu, sağlıklı, şanslı bir yıl diliyorum.

İyimserlikle, umutla, moral ve özgüvenle...

       Türkiye öyle ki gazeteci milleti için bir cennet! Monotonluktan uzak, cevval, rengarenk bir ülke. Tek bir Allah'ın günü yok ki olaysız, heyecansız geçsin. Olsa, heyecan turizmi ile de büyük paralar kazanabilecek bir ülke!
       Her gün bir şey var.
       O yüzden elimiz hiç boş kalmıyor. Çünkü olay demek, heyecan demek, hareket demek, bizler için haber demek, röportaj demek, yorum demek, tiraj ve reyting demek...
       1999 da böyle geçti.
       Dopdolu ve çok hızlı.
       İçimizi acıtan deprem felaketleri de yaşadık. Ülkemize moral ve özgüven aşılayan olaylara da tanık olduk.
       Ama şunu söyleyebilirim:
       Her şeye, bütün acılara, olumsuzluklara rağmen Türkiye yeni yüzyıla, yeni binyıla iyimserlik ve umutla merhaba diyor.

       * * *

       1999'a bir bakın:
       Öcalan yakalandı, yargılandı.
       'Silahlı mücadeleye son!' dedi.
       PKK yenildi.
       Dağdan inip dağılma sürecine girdi. Güneydoğu'da barış ve huzur her zamankinden daha yakın hale geldi. Ülkemizi 15 yıldır maddi ve manevi bakımdan fena halde kanatan bir sorundan kurtulmaya başladık.
       Bu mutlu son aynı zamanda Türkiye'nin ekonomisiyle siyasetinde yeni açılımlara zemin hazırlıyordu.
       Bir başka olumlu gelişme:
       18 Nisan genel seçimleri yıllardır ilk kez istikrar kapısını açtı. Oysa, böyle bir gelişmeyi bekleyenler azınlıktaydı. DSP, MHP ve ANAP liderleri Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz baş başa verip uyumlu çalışan, karar alabilen, daha önemlisi aldığı kararları parlamentodan geçiren, yani iş yapan bir koalisyon hükümeti kurdular.
       Bunun adı istikrardı.
       Çok özlenmiş bir gelişmeydi.
       Sonra, deprem felaketleri geldi.
       Tarifsiz acılarla sarsıldık. Ama aynı zamanda sivil toplumun, gönüllü kuruluşların yükselişine tanık oldu Türkiye. Her şeyi devletten beklemenin ne kadar yanlış olduğunu yaşayarak öğrenmeye başladık.
       Deprem felaketlerinin öğretici bir yanı daha vardı. Dayanışmanın önemini ve güzelliğini fark ettik. Örneğin bu sayede Yunan halkıyla aramızda hiç beklenmedik bir şekilde sevindirici bir dostluk köprüsü kuruldu.
       Yazık ki terör 1999'da da vurdu!
       Değerli bir insanımızı, bir meslektaşımızı Ahmet Taner Kışlalı'yı kaybettik.

       * * *

       Yıl sonuna doğru özellikle dış politikada Türkiye'nin önemini vurgulayan gelişmeler yaşandı.
       ABD Başkanı Clinton'ın Türkiye ziyareti bunlardan biriydi.
       AGİT zirvesi ikincisiydi.
       Bir diğeri, zirve sırasında imzalanan Bakü - Ceyhan Boru Hattı Anlaşması'ydı. Türkiye'nin Doğu'yla Batı arasında enerji köprüsü olarak önemini sergileyen anlaşma aynı zamanda ülkemizin Avrasya'nın kalbindeki yerini güçlendiriyordu.
       Ve tabii Helsinki zirvesi!
       Avrupa Birliği'ne adaylığımızın zirvede tescil edilmesi, Türkiye'nin modernleşme ve çağdaşlık yolundaki tarihsel yürüyüşünde yeni bir dönüm noktası oldu. Çünkü altına Cumhuriyet devleti olarak imza koyduğumuz Kopenhag kriterleri, yani demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ve pazar ekonomisi anlayışı bir yerde çağdaş uygarlığın çok önemli bir aşamasıydı.
       Bu alanlarda Türkiye'nin payına düşen eksikler artık hepimizin malumuydu
       Fikir suçu ayıbından kurtulmak... Güneydoğu'ya demokrasi ve insan hakları açısından da yaklaşmak... Devleti elden geçirmek... Yeni yüzyıldaki ev ödevlerimiz arasında bu gibi konular yer alıyordu.
       Ekonomideki duruma gelince...
       Yılın büyük bölümünde iç açıcı değildi. Büyüme negatifti. Ama yıl sonuna doğru uzun zamandır özlemi çekilen reformcu adımlar atıldı. Türkiye'yi iç borç batağıyla enflasyon belasından kurtaracak radikal bir program IMF ile anlaşmaya varılarak uygulamaya sokuldu.
       Ekonominin liberalleşmesinde, dışa açılmasında, globalleşmeye ayak uydurmasında uzun yıllardır gecikmiş köklü bir atılımı sonunda başlattı Türkiye...

       * * *

       Yeni yüzyıla, yeni binyıla Türkiye'nin iyimserlikle, umutla, yeni bir moral ve özgüvenle girdiğini düşünüyorum.
       Anahtar artık elimizde!
       İç ve dış politikada, ekonomide önemli kapıları birer birer açmaya başladık. Yılan hikayesine dönmüş birtakım sorunları çözebileceğimizi anladık. Boğayı boynuzlarından tutup yere çökertmenin hiç de sanıldığı kadar güç olmadığı ortaya çıktı.
       Niye?
       Belki de başka neden, politikada koalisyon kültürünün gelişmeye başlamasıydı. Politikayı yalnızca bir kavga aracı olmasıydı. Siyah - beyaz bir uğraş olmaktan çıkartan, kan davalarını tarihe gömmek isteyen bir anlayış uç verdi siyaset sahnemizde.
       Nasıl gerçekleşti bu?
       DSP, MHP ve ANAP arasındaki koalisyon hükümeti attı bu olumlu gelişmenin tohumlarını. Belki de gerçek anlamda ilk kez bir koalisyon çatısı altında uyum, diyalog ve uzlaşma örneklerine tanık olmaya başladık.
       Bu başarının altındaki imzalar Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz. Ama doğrusu başrolü Ecevit'in oynadığını düşünüyorum. DSP lideri uzun siyasi kariyerinde sürekli olarak savunduğu koalisyonların erdemini ilk defa hayata geçirmeye başladı.
       Türkiye çok uzun zamandır ilk kez siyasi istikrarı yakaladı. Bu sayede iş yapmaya, özgüvenini kazanmaya başladı.
       Kimse dudak bükmesin.
       Küçümsemeye kalkışmasın.
       Çok iyi işler yapıldı.
       Türkiye'nin önünde yeni, umutlu bir dönem açılmış durumda. İstikrar ve uyumlu çalışan bir hükümet sayesinde 1999'da önemi zamanla daha iyi kavranacak radikal adımlar atıldı, programlar başlatıldı.
       Eğer hükümetin siyasi kararlılığında bir gevşeme olmazsa, Türkiye'yi çok daha iyi günler bekliyor.

       * * *

       Siyasal istikrar konusunda devletin tepesindeki ikilinin, yani Cumhurbaşkanı Demirel - Başbakan Ecevit çiftinin varlığını vurgulamakta fayda var. Çünkü bu tecrübeli ikilinin son dönemde birçok örneğine şahit olduğumuz uyumlu işbirliğini Türkiye'nin bir şansı diye düşünüyorum.
       İşte onun içindir ki:
       İstikrar deyince, akla hemen takılan konuların başında Cumhurbaşkanlığı seçimi geliyor. Eğer bu konuda gerekli özen gösterilmez ve geçmişe takık bir halde siyasi kan davalarını çağrıştıran bir anlayışla hareket edersek, kendi kalemize gol atabiliriz.
       Oysa, önümüzdeki üç dört yıl çok kritik. Bu zaman diliminde siyasi istikrarını koruyacak bir Türkiye çok daha büyük hamleler yapabilir. O yüzden siyasette taşları yerinden oynatmanın bir riski var.

       * * *

       Bugünün tarihi ilginç:
       1 Ocak 2000.
       Güzel şeyler umut edin!
       Bernard Show'un sözünü de unutmayın:
     "Hiç hayal kırıklığına uğramayanlar, hiç umut beslememiş olanlardır."
       Geçmişe değil geleceğe bakın.
       Türkiye'yi iyi günler bekliyor.
       Hepinize mutlu, sağlıklı, şanslı, barış dolu bir yıl diliyorum.



Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr