11 Eylül rüzgarında Türkiye'nin Avrupa yolu...

11 Eylül rüzgarında Türkiye'nin Avrupa yolu...


Öyle anlaşılıyor ki, 11 Eylül rüzgarları daha bir süre Türkiye'nin yelkenlerini doldurmaya devam edecek. Bu sürenin uzunluğunu kestirmek kolay değil. Ama Türkiye eğer bu rüzgarı iyi değerlendirir, siyaset ve ekonomide de değişim adımlarını hızlandırırsa yeni yılda önümüzün açılacağını söyleyebiliriz.
Şurası kesin:
11 Eylül sonrası dünyasında Türkiye'nin yıldızı yeniden parlamaya başladı. Örneğin bu açıdan ilginç bir Türkiye değerlendirmesi, bu yakınlarda The Wall Street Journal gazetesinin yorum sayfasında yer aldı.
Yazının girişi şöyleydi:
"Türkiye, Batı'nın kilit bir müttefikidir. Ancak 11 Eylül, NATO'nun tek Müslüman üyesini vazgeçilmez bir ülke haline getirdi.
Amerika öteden beri Orta Asya, Körfez, Ortadoğu ve Balkanlar'ın kesişme noktasındaki bir Türkiye'nin Batı içindeki stratejik değerini yerli yerine oturtmuştur.
Buna karşılık Avrupa Birliği'ndeki genel eğilim ve Türkiye'ye bakış Amerika'ya göre daha farklıdır:
Sivil - asker karışımı bir yönetim, yapısal olarak zayıf bir ekonomi ve Avrupa'ya daha yabancı sivil ve kültürel geleneklere sahip bir ülke...
Türkiye'nin AB üyeliği bu yüzden Avrupa ülkeleri için en başta bir iç politika meselesi olarak kendini belli eder.
Ancak, Amerika'nın uğradığı 11 Eylül terör saldırıları Avrupa'nın Türkiye'ye bakışını da etkiledi.
Türkiye'nin Batı taraftarı bir laik ve Müslüman cumhuriyet olarak güçlenmesini Avrupa da kendi stratejik çıkarı olarak görmeye başladı.
Batı'yla İslam dünyası arasında bir uzlaşmaya varılması ve Bin Ladinizmin yenilgiye uğratılması açısından Türkiye modelinin başarısı - ki AB üyeliği bu başarıyı kolaylaştıracak - Avrupa'da da ön plana çıkmış durumda. Türkiye eğer demokrasi olamayacaksa, Arap dünyası için herhangi bir umuda yer kalabilir mi?" (The Wall Street Journal'da Dana H. Allin'le Jonathan Stevenson'ın makalesi, 14/15 Aralık 01, s.8)
Evet böyle.
11 Eylül ister istemez Türkiye - Avrupa Birliği sürecini de canlandırmış oldu.
Bu canlanmada hiç kuşkusuz Ecevit hükümetinin attığı bazı bilinçli adımlar da rol oynadı.
Bunların başında Anayasa değişiklikleri geliyor. Kıbrıs'ta önkoşulsuz olarak masaya oturulması ve Avrupa Ordusu'yla ilgili uzlaşıcı tutum, AB ile ilişkileri yeniden rayına oturtan iki önemli gelişme oldu.
Şimdi sırada uyum yasaları var. İfade özgürlüğünün sınırlarını genişletecek olan yasal düzenlemeler var.
Bu konuda koalisyon ortakları önceki akşam uzlaşmaya vardılar. Bazı yetersizlikler söz konusu olsa da, gelinen nokta olumludur.
Koalisyon liderleri, gerçekten üzerinde anlaştıkları gibi, en geç önümüzdeki mart ayı sonuna kadar böyle bir paketi TBMM'den geçirirlerse, Türkiye - AB ilişkilerinden önemli bir hamle daha yapılmış olur.
Türkiye'nin hedefi belli:
AB'nin genişleme takvimi sona ermeden önce, Türkiye'ye üyelik müzakeresi konusunda resmen bir tarih verilmesi...
AB'nin son Laeken zirvesinde de belirtildiği gibi, bu hedef Türkiye'ye yaklaşmış durumda... Hazır 11 Eylül rüzgarları eserken değişim yollarında mesafe almaya bakalım.
Bu fırsat her zaman ele geçmez.