1914ten kalma tiyatro salonu...

Çoğu yüz tanıdık:Genco Erkal, Refik Erduran, Haldun Dormen, Nevra Şirvan (Serezli), Göksel Kortay, Engin Cezzar, Ali Taygun...Uçları ponponlu siyah mezuniyet kepleriyle mutlu pozlar vermiş çoğu.Ne kadar genç hepsi de...Çaresiz, yıllar çabuk geçiyor.Tarihi çok eskilere giden bir salon. Birinci Dünya Savaşının patladığı yıl, 1914te açılmış.Bakımlı sayılmaz.Üstelik bayağı soğuk.Ama yine de içimi ısıtan bir havası var."Ben farklıyım" diyor.Eskiliğin, eprimişliğin altında kendini hissettiren bir derinlik var. Bilmem belki yaşanmışlık, belki kültürel geçmiş... Herhalde bu mekanı sıcak kılan böylesi bir mazi olmalı... Hoşuma gidiyor böyle bir yerde konuşmak...Konum, savaş ve barış...Irakta olup bitenler yani. Konuşmaya başlarken dışarıdan bir uğultu yükselmeye başlıyor. Gitgide yaklaşıyor. Gürültüyle açılıyor salonun kapısı.Savaşı lanetleyen gençler...Ellerinde megafon slogan atıyorlar. En önde genç bir kız dikkatimi çekiyor, en güzel ses ondan çıkıyor.Barış yerine savaş rantı ile uğraşan kartel medyası ve ona mensup gazetecilerle yazarlar protesto ediliyor. Bu çerçevede hem ben, hem konuşma yapmak için beni davet eden Mühendislik Kulübü kınanıyor.Salon genelde sessiz, bekliyor.Alkışlayan beş altı kişi.Hiç kıpırdamadan oturuyorum.Eylem fazla sürmüyor. Yine slogan ata ata gidiyorlar. Kapı kapanıyor, ben de konuşmaya başlıyorum savaş ve barış üzerine. Savaşı protesto eyleminin soylu bir eylem olduğunu, benim de savaşa karşı olduğumu belirtiyorum.Biri kalkıyor:"Siz de gençliğinizde şimdi eylem koyup gidenler gibi değil miydiniz?" diye soruyor.Cevap veriyorum:"Ben onların yaşındayken daha radikaldim. İktidarı namlunun ucunda görürdüm, seçimi değil silahlı mücadeleyi savunurdum."Savaşa karşı çıkmak...Barışı savunmak...Evet ama savaş çıktıktan sonra savaşın yol açtığı ve açabileceği olumsuzlukları konuşmak niye savaş rantçılığı olsun ki? Savaş yüzünden bu ülkede aşından, işinden olacak insanların sayısını azaltmak için ekonomide neler yapılabileceğini konuşmak ne diye savaş taraftarlığı olsun ki?Sorun, piyasa mı?Pazar ekonomisi mi?Bunu istemeyenler olabilir. Ama o zaman ekonomide rekabetçi yapının yerine ne koyulması gerektiğini anlatmaları lazım. Geçen yüzyılın başında merkezi planlamaya dayalı, komuta ekonomisi ile çarenin bulunduğu sanılmıştı. Ama 1989da Berlin Duvarıyla çöktü bu ütopya...Şimdi yenisini geliştirmek lazım. Özgür, eşitlikçi, sosyal adalet ve dayanışmayı gerçekleştirecek yeni bir devlet ve toplum düzeni...Nerede?..Bugün dünyada eşitsizlik ve adaletsizlikten yakınarak küreselleşme olgusuna şiddetle karşı çıkanlar henüz ortaya bir alternatif koyabilmiş değiller.Türkiyede de oyunun kurallarını piyasa, pazar ekonomisi belirliyor. Demokrasi bu ekonomik temelin üstüne oturuyor ancak. Elbette çarpıklıklar, yetersizlikler çok. Üstelik Irak Savaşı bunları daha beter hale getirebilir.Savaşa karşıyız.Barıştan yanayız.Ama bunları konuşmayacak mıyız?Hele bir üniversite zemininde...Gençlerle birlikte olmak her zaman öğretici, her zaman düşündürücü oluyor. 1914ten kalma tiyatro salonunda geçirdiğim iki saat beni sevindirdi.İyi pazarlar! h.cemal@milliyet.com.tr Boğaziçi Üniversitesi, Demir Demirgil Tiyatro Salonu. Sahneye çıkmadan önce duvarlarda çepeçevre asılı fotoğraflara bakıyorum. Bu salonda bir zamanlar tiyatro yapmış Robert Kolej mezunları.